
Uzun zaman önce, Ayışığı Köyü adında küçük bir yer vardı. Bu köyün en tuhaf özelliği, her dolunay gecesi yaşanırdı. Ay tam tepede parladığında, gökyüzünden gümüşi tohumlar yağardı. Bu tohumlar ay ışığından yapılmış gibi parlardı ve yere düşer düşmez kaybolurlardı. Köydeki çocuklar bu geceyi iple çeker, pencerelerinden bu gizemli manzarayı izlerlerdi. Ancak kimse bu tohumların nereden geldiğini veya ne işe yaradığını bilmezdi. Sadece Merak adında, gözleri yıldız gibi parlayan bir kız, bu sırrı çözmeye karar verdi.

Bir dolunay gecesi, Merak uyanık kalmayı başardı. Yatağından sessizce kalkıp pelerinine sarındı. Bahçeye çıktığında, ay tohumlarının yavaşça süzüldüğünü gördü. Bir tanesi tam avucuna kondu - ılık ve titreşen bir his veriyordu. Tohum avcunda hafifçe parladı ve Merak'ın içinde bir soru belirdi: 'Acaba sen nereden geliyorsun?' O anda, tohum daha da parlaklaştı ve yerden yükselmeye başladı. Diğer tohumlar da ona katıldı, hep birlikte köyün dışındaki Gizemli Orman'a doğru süzüldüler. Merak, kalbi hızla çarparak, bu ışıklı izi takip etmeye karar verdi.

Gizemli Orman'a girdiğinde, Merak harika bir manzarayla karşılaştı. Ay tohumları, ormandaki bitkilerin üzerine konuyor ve her değdikleri yerde minik ışık çiçekleri açtırıyordu. Parlak mantarlar, fosforlu yosunlar ve gümüşi yapraklı çalılar ormanı büyülü bir yere dönüştürüyordu. Ancak en şaşırtıcı şey, hayvanların da bu tohumlardan etkilenmesiydi. Bir baykuş, kafasına konan tohum sayesinde geceyi gündüz kadar aydınlık görebiliyor, bir tilki ise burnuyla dokunduğu tohumla en gizli kokuları bile alabiliyordu. Merak, 'Demek bu tohumlar merak duygusunu büyütüyor!' diye fısıldadı kendi kendine.
Tohumların izini sürerek ormanın derinliklerine ilerleyen Merak, nihayet ışığın kaynağına ulaştı. Burası Gümüş Göl adında, ayın yansımasıyla parlayan bir su birikintisiydi. Gölün ortasında, ay ışığından yapılmış dev bir nilüfer çiçeği vardı. Çiçeğin tam kalbinde, minik bir ay parçası gibi parlayan bir varlık oturuyordu. Bu, Ay'ın Merak Perisi'ydi! Peri, Merak'a gülümsedi ve 'Bravo, sen benim tohumlarımı takip eden ilk çocuksun. Bu tohumlar, insanların ve hayvanların içindeki merak duygusunu beslemek için gönderdiğim küçük sihirlerdir' dedi.
Merak Perisi, Merak'a her şeyi anlattı: 'Dünyadaki tüm güzel keşifler, merakla başlar. Ben de her dolunayda, insanların kalplerine biraz daha merak ekmek için bu tohumları gönderiyorum. Bazıları bilim insanı olup yıldızları merak ediyor, bazıları sanatçı olup renkleri keşfediyor, bazıları da senin gibi sadece 'neden' ve 'nasıl' diye soruyor.' Peri, Merak'ın avucuna üç özel tohum yerleştirdi. 'Bunları doğru sorular sorduğunda kullan. Unutma, merak etmek, dünyayı daha güzel ve anlaşılır kılan sihirdir.'
Merak, köye döndüğünde artık her şeyi farklı görüyordu. Sabah olduğunda, diğer çocuklara ormandaki macerasını anlattı. Hep birlikte, Merak Perisi'nin verdiği tohumları kullanmaya karar verdiler. İlk tohumla, gökkuşağının nasıl oluştuğunu merak ettiler ve bir su şelalesi yaparak kendi küçük gökkuşaklarını yarattılar. İkinci tohumla, karıncaların yuvalarını nasıl inşa ettiğini merak ettiler ve bir karınca kolonisini güvenle izlemeyi öğrendiler. Üçüncü tohum ise özel bir soru için saklı kaldı. O günden sonra, Ayışığı Köyü 'Merak Köyü' olarak anılmaya başladı, çünkü orada yaşayan her çocuk, merak etmenin en büyük macera olduğunu öğrenmişti.
Yıllar geçti, Merak büyüdü ve bir doğa bilimci oldu. Ay ışığında çoğalan merak tohumlarının sırrını hiç unutmadı. Her dolunay gecesi, yeni nesil çocuklara bu hikayeyi anlatır ve onlara küçük 'merak tohumları' (artık sembolik el yapımı tohumlar) dağıtırdı. Köyde bir 'Merak Müzesi' kuruldu, çocuklar burada sorular sorar, deneyler yapar, keşiflerde bulunurlardı. Ve her gece, ay gökyüzünde parladığında, köydeki herkes bilirdi ki, merak etmek -sade, saf, coşkulu merak- evrendeki en güzel sihirlerden biridir ve ay ışığıyla birlikte büyümeye devam eder.