
Uzun zaman önce, Ormanın Kalbi adlı bir yerde, minik bir ayıcık yaşardı. Adı Bulum'du. Bulum'un en sevdiği şey, gün batımından sonra evlerinin yakınındaki yumuşacık çimenlerle kaplı tepede uzanmaktı. Annesi ona her akşam, 'Uyku vakti, Bulum!' diye seslendiğinde, Bulum biraz üzülürdü çünkü oyun oynamayı çok severdi. Bir akşam, annesi ona bir sır verdi: 'Bak Bulum,' dedi yumuşak bir sesle, 'Ben küçükken uykuya dalmak için bir oyun oynardım. Gökyüzündeki bulutları sayardım. Hadi sen de dene!' Bulum'un gözleri parladı. Hemen mavi pijamalarını giyip, en sevdiği yastığını alarak tepeye koştu.

Bulum, yumuşak çimenlerin üzerine uzandı. Gökyüzü, turuncu ve mor renklerle boyanmıştı ve beyaz, kabarık bulutlar yavaşça süzülüyordu. İlk bulutu gördü: 'Bir!' diye saydı. Bu bulut, yuvarlak ve tombuldu, tıpkı bir kuzuya benziyordu. Sonra ikinci bulut belirdi, uzun ve inceydi, bir ejderhayı andırıyordu. 'İki!' Bulum, bulutların şekillerini hayal etmeye başladı. Üçüncü bulut, bir çiçeğe benziyordu, dördüncüsü ise bir gemi gibiydi. Saydıkça, gözleri ağırlaşmaya başladı. Ama henüz uyumak istemiyordu! Beşinci bulut, komik bir tavşan şeklindeydi ve Bulum kıkırdadı. 'Belki de biraz daha saymalıyım,' diye düşündü.

Tam o sırada, minik bir ateş böceği yanıp sönerek Bulum'un yanına geldi. 'Merhaba Bulum!' diye fısıldadı. 'Ben Cırt. Bulut sayma oyununu çok seviyorum. Ama ben yıldızları saymayı tercih ederim. Hadi birlikte sayalım!' Bulum gülümsedi. Cırt, onun omzuna kondu ve birlikte gökyüzüne baktılar. Altıncı bulut, bir kalp şeklindeydi. 'Altı!' diye saydılar birlikte. Sonra yedinci bulut, bir kuş gibi kanat çırpıyor gibiydi. 'Yedi!' Gökyüzü yavaşça kararıyor ve ilk yıldızlar parlıyordu. Bulum, Cırt'ın yanıp sönen ışığının ritminde kendini rahatlamış hissetti. Sekizinci bulut neredeyse görünmezdi, incecik bir duman gibiydi. 'Sekiz...' diye mırıldandı Bulum, gözleri iyice kapanıyordu.

Derken, hafif bir rüzgar esmeye başladı ve bulutlar yavaşça hareket edip birleşti. Dokuzuncu bulut, kocaman, yumuşak bir yastık gibi görünüyordu. 'Dokuz...' diye fısıldadı Bulum, artık neredeyse uykuya dalmak üzereydi. Cırt, onun kulağına, 'Harika bir sayı!' diye mırıldandı. Onuncu bulut ise en büyüğüydü, tüm gökyüzünü kaplıyor gibiydi ve Ay Dede'nin gülümsemesini andırıyordu. Bulum, 'On...' demeye çalıştı ama kelimeler ağzından çıkmadı. Onun yerine, derin ve huzurlu bir nefes aldı. Gözleri tamamen kapandı ve bulutlar rüyalarında dans etmeye başladı. Cırt, onun yanından ayrılmadı ve ışığıyla ona ninni gibi eşlik etti.

Ertesi sabah, Bulum, kendi yatağında uyandı. Güneş, pencereden içeri sızmıştı. Annesi yanına geldi ve 'Günaydın, uykucu ayıcık! Bulut sayma oyunu işe yaradı mı?' diye sordu. Bulum, sevinçle kucağına atladı. 'Evet anne! On bulut saydım ve sonra Cırt adında bir ateş böceği bana eşlik etti. Çok eğlenceliydi!' O günden sonra, Bulum her akşam bulut sayma oyununu oynadı. Bazen bulutlar, bazen yıldızlar, bazen de uçan kuşları saydı. Artık uyku vakti onun için bir maceraya dönüşmüştü. Ve Ormanın Kalbi'ndeki tüm hayvanlar, Bulum'un bu tatlı oyununu öğrenip, kendi uyku ritüellerini yarattılar. Bulum, artık asla uyumakta zorlanmıyordu; çünkü biliyordu ki, her gece gökyüzü ona sihirli bir şov sunuyordu.