
Lina, denizin kenarındaki küçük, şeker gibi evinde yaşardı. Penceresinden her gece, Ay Dede'nin denizin üzerine gümüş bir yol serptiğini seyrederdi. Bir gece, çok sevdiği büyükannesi ona uzak bir şehre taşınacağını söyledi. Lina'nın kalbi burkuldu. 'Ama onu nasıl göreceğim? Ona nasıl her gün 'günaydın' diyeceğim?' diye düşündü hüzünle. Sonra, dalgaların kıyıya getirdiği bir deniz kabuğuna baktı. İçinde küçük, kıvrımlı bir yosun parçası vardı, tıpkı bir mektup gibi. Bu, Lina'ya harika bir fikir verdi. Hemen koşup renkli kağıtlarını aldı.

Ertesi sabah, Lina büyükannesine yazdığı ilk mektubu katlayıp minik bir kağıt tekne yaptı. Üzerine 'Sevgili Büyükanne' yazdı ve kırmızı bir kalp çizdi. Sahile gitti, tekneyi usulca suya bıraktı. 'Git, git, dalgaların sana yol göstersin,' diye fısıldadı. Tekne, önce bir o yana bir bu yana sallandı, sonra nazik bir dalga onu kucaklayıp açıklara doğru götürdü. Lina, teknenin gözden kaybolana kadar el salladı. O gece, Ay Dede'ye, 'Lütfen mektubumun güvenle gitmesine yardım et,' diye dua etti. Ay Dede, bulutların arasından gülümseyerek parladı.

Günler geçti. Lina her gün yeni bir mektup teknesi yaptı. Birine bahçesindeki kırmızı çiçeklerin tohumlarını koydu. Başka birine, denizden topladığı minik, pürüzsüz çakıl taşlarını. Mektuplarında günlük maceralarını anlattı: Yaralı bir martıyı iyileştirişini, bulduğu en büyük deniz kabuğunu... Her tekne, onun bir parçası gibiydi. Dalgalar, bu özel yükleri alıp, Ay Dede'nin ışığı altında, bilinmeyen bir yolculuğa çıkarıyordu. Lina artık üzgün değildi; heyecanlı ve merak doluydu.

Bir akşam, fırtına çıktı. Rüzgar uğulduyor, dalgalar köpükler saçarak kıyıya vuruyordu. Lina endişeyle pencereden baktı. 'Ya teknelerim batarsa? Ya mektuplarım ıslanıp yok olursa?' Gözleri doldu. Tam o sırada, Ay Dede, kara bulutların arasından çıktı ve öyle güçlü, sakin bir ışık yaydı ki, fırtına yavaş yavaş dindi. Dalgalar tekrar nazikleşti. Lina anladı ki, Ay Dede ona ve mektuplarına göz kulak oluyordu. Bu, onu çok rahatlattı.

Bir sabah, Lina sahilde yürürken, ayaklarının dibinde alışılmadık bir şey gördü: Büyük, yassı bir taşın üzerinde, ıslak ama hala sağlam duran, tanıdık desenli bir kağıt parçası vardı. Eğilip aldı. Bu, *büyükannesinden* gelen bir mektuptu! Büyükannesi, Lina'nın ilk kağıt teknesinin, bir balıkçının ağına takılıp karaya çıktığını, balıkçının da onu büyükannesine ulaştırdığını yazmıştı. Mektupta, 'Senin sihirli deniz postan sayesinde seni her gün hissediyorum,' diyordu. Lina sevinçten zıpladı! Dalgalar gerçekten mektupları taşıyordu!

Artık Lina ile büyükannesi arasında özel bir bağ vardı. Lina mektuplar gönderiyor, büyükannesi de bazen kendi küçük teknesini bulup yanıt yazıyordu. Bazen mektupların içinde kuru yapraklar, bazen de şekerler olurdu. Tüm kasaba halkı bu sihirli 'dalga postası'nı duydu. Hatta diğer çocuklar da sevdiklerine mektup göndermeye başladı. Sahil, rengarenk umut tekneleriyle doldu taştı. Ay Dede her gece bu güzel alışverişi izler, yolu aydınlatır, gülümserdi.
Lina büyüdüğünde bile, en mutlu anılarından biri, dalgalarla mektup gönderdiği o günlerdi. Büyükannesine, 'Sevgi, en güçlü akıntıdır; en uzak mesafeleri aşar,' diye yazmıştı bir mektubunda. Ve bu doğruydu. Ay Dede'nin ışığı altında, bir çocuğun sevgi dolu kalbi ve biraz hayal gücü, okyanusları bile birleştirebilmişti. O küçük kağıt tekneler, asla batmadı; hep sevginin sonsuz denizinde yüzdüler.