
Lina, denize nazır küçük, mavi bir evde yaşardı. Penceresinden her akşam, güneşin turuncu ve pembeler içinde denize gömülüşünü izlerdi. Ama onun en sevdiği zaman, gecenin çöktüğü ve Ay Dede'nin gümüş ışığını okyanusun kocaman, karanlık aynasına döktüğü zamandı. Bir gece, penceresinin önünde oturmuş, en iyi arkadaşı Elif'e yazdığı mektubu bitirmişti. Elif, ailesiyle birlikte uzak bir şehre taşınmıştı ve Lina onu çok özlüyordu. Mektubu zarfa koydu, ama pul yapıştırmak için masaya uzandığında, hafif bir esinti pencereyi açtı ve zarf uçup bahçedeki kumlara düştü.

Lina hemen aşağıya, serin kumların üzerine koştu. Zarfı buldu ama o sırada, alçak ve nazik bir ses duydu. 'Pşşşt...' Ses, kıyıya vuran küçük, köpüklü bir dalgadan geliyor gibiydi. Lina şaşkınlıkla eğildi. Dalga, sanki bir elmişçesine, kumların üzerinde ileri geri hareket ediyordu. 'Eğer bir mesajın varsa,' diye fısıldadı dalga, sesi suyun şırıltısına benziyordu, 'ben onu götürebilirim.' Lina gözlerine inanamadı. 'Ama sen bir dalgasın,' diye mırıldandı. Küçük dalga, içindeki minik, ışıldayan planktonlarla hafifçe parladı. 'Biz Denizin Postacılarıyız. Ay Dede bize yol gösterir. Onun ışığı altında, dünyanın öbür ucuna bile ulaşabiliriz. Mektubunu ver, görelim bakalım.'

Biraz tereddütle, Lina mektup zarfını dalganın köpüklü 'eline' uzattı. Dalga, zarfi nazikçe sarmaladı ve onu inci gibi parlayan ıslak bir zarfa dönüştürdü – gümüşi bir deniz yosunu ile bağlanmıştı. 'Nereye gidecek?' diye sordu dalga. 'Arkadaşım Elif'e. O artık burada yaşamıyor, uzaklarda,' dedi Lina biraz hüzünle. 'Sorun değil,' diye cevap verdi dalga neşeyle. 'Denizler hep birbirine bağlıdır. Şehirlerin içinden akan nehirleri, gölleri takip ederiz. Adresini söyle.' Lina, Elif'in yeni adresini fısıldadı. Dalga, 'Tamam, anlaşıldı!' dedi ve geri çekilirken, 'Yarın gece gel, cevabını getireyim!' diye seslendi.

Ertesi gece, Lina heyecanla sahile koştu. Ay Dede yine gökyüzünde parlıyordu. Bekledi, bekledi... Sonra, uzaktan, ay ışığında parıldayan küçük bir şeyin kıyıya doğru geldiğini gördü. Bu sefer farklı bir dalgaydı, biraz daha büyük ve üzerinde minik bir deniz yıldızı taşıyordu. Dalga kıyıya vurdu ve Lina'nın ayaklarının dibine gümüş yosunla sarılı başka bir zarf bıraktı. Zarfı hemen açtı. İçinden, Elif'ten gelen bir mektup ve kuru, renkli bir yaprak çıktı! Elif, mektubunda şöyle yazıyordu: 'Sevgili Lina, Bugün nehir kenarında oynarken, üzerinde senin kokun olan tuhaf ve güzel bir zarf buldum! Nasıl geldiğini anlamadım ama seni çok düşündüm... İşte, sana parktaki en güzel ağaçtan bir yaprak gönderiyorum. Seni çok özledim!' Lina'nın kalbi sevinçle doldu.

O günden sonra, Lina ile Dalga Postacıları arasında güzel bir dostluk başladı. Haftada bir, Ay Dede dolunay halini alırken, Lina mektubunu sahile bırakır, bir dalga onu alıp götürürdü. Bazen mektubuna, deniz kabukları, parlak çakıl taşları veya kumun üzerine çizdiği resimler eklerdi. Karşılığında, Elif'ten gelen mektuplarda da çiçek kuruları, renkli boyalarla yapılmış resimler veya yeni öğrendiği bir şarkının notaları olurdu. Lina, postacı dalgaların hepsine isimler taktı: Köpük, Işık, Mırıltı ve Yıldız. Onlar da onu tanıdı ve sahile her gelişinde sevinçle karşıladı.

Bir zaman sonra, Lina'nın yaptıklarını gören diğer çocuklar da merakla sahile geldi. Lina onlara Dalga Postacılarının sırrını anlattı. Çocuklar da uzaktaki büyükanne ve büyükbabalarına, kuzenlerine veya eski mahallelerindeki arkadaşlarına mektup yazmaya başladılar. Sahil, ay ışığı altında, fısıldaşan çocuklarla ve mektuplarını taşıyan nazik dalgalarla doldu. Artık kimse sevdiklerinden ayrı kaldığı için üzülmüyordu. Çünkü denizin, Ay Dede'nin rehberliğinde, her mesajı ulaştıracak bir yolu olduğunu biliyorlardı. Lina, penceresinden denize ve gökyüzündeki parlak arkadaşına bakarken, dünyanın ne kadar sihirli ve birbirine bağlı bir yer olduğunu düşündü. Ve bir mektup daha yazmak için kalemini eline aldı.