
Gümüş Tüylü Tilki Fırfır, her akşam Ay Dede gökyüzünde parladığında, ormandaki en güzel sesi dinlemeyi çok severdi: Orman Sakinleri'nin kahkahaları. Ağaçların arasından yankılanan sincapların cıvıltılı kıkırdamaları, dere kenarındaki kurbağaların 'vırak vırak' gülüşleri, hatta yaşlı meşe ağacının dallarında oturan baykuşun bilgece 'ho ho ho' sesi... Fakat bir akşam, Fırfır kulaklarını diktiğinde, hiçbir kahkaha duyamadı. Sessizlik, yaprakların hışırtısından daha derindi. 'Ne oldu?' diye merak etti minik tilki, 'Ormanımızın kahkahaları nereye kayboldu?' Karar verdi: Onları bulacak ve geri getirecekti.

Ertesi sabah, ilk durağı neşeli sincap ailesinin ceviz ağacıydı. Normalde dallarda şen şakrak zıplayan sincaplar, sessizce ceviz topluyordu. 'Merhaba!' dedi Fırfır, 'Neden kahkaha atmıyorsunuz?' Küçük sincap Pıtır, üzgünce kuyruğunu salladı: 'Dün gece, Gülüş Işıkları'nı taşıyan ateşböcekleri aniden sönüverdi. Onlar olmadan, içimizdeki kahkaha kıvılcımı uyanmıyor.' Fırfır hemen anladı: Ateşböcekleri, ormanın neşe taşıyıcılarıydı! Onların sihirli ışığı, hayvanların kalbindeki sevinci alevlendirirdi. 'Peki neden söndüler?' diye sordu. Yaşlı Baykuş Bilge, yanlarına sessizce kondu: 'Duydum ki, uzaklardaki Kasvetli Taş Vadisi'nde yeni bir bulut yuva yapmış. Bu bulut, neşe ışıklarını emiyor olabilir. Ama oraya gitmek zorlu bir yolculuk gerektirir, küçük Fırfır.'

Fırfır yılmadı. Sırt çantasına birkaç lezzetli böğürtlen ve bir şişe çiy damlası koydu. Yola koyulduğunda, minik bir kirpi ona katıldı: 'Ben Dikine, seninle gelmek istiyorum. Belki dikenlerim işe yarar!' Birlikte, çiçeklerin bile solgun açtığı bir patikadan ilerlediler. Yolda, neşesiz kalmış bir tavşanla karşılaştılar. Tavşan, normalde zıplayıp hoplarken, şimdi yavaşça ot yiyordu. Fırfır ona böğürtlenlerinden verdi ve hikayesini anlattı. Tavşan, minik bir tebessümle: 'Sihirli Gülüçiçeği tohumlarım var. Belki ateşböceklerini yeniden aydınlatmaya yardım eder.' diye fısıldadı. Böylece üç kafadar, Kasvetli Taş Vadisi'ne doğru yol aldı.

Kasvetli Taş Vadisi'ne vardıklarında, gerçekten de gri, ağır bir bulutun vadiyi kapladığını gördüler. Hava soğuk ve rüzgarsızdı. Ateşböcekleri, bir mağaranın ağzında, ışıkları sönük bir halde titreşiyordu. Fırfır, Dikine ve Tavşan, mağaraya yaklaştı. Bulut, onları fark etti ve alçak bir sesle homurdandı: 'Ben Bulut Bulanık. Kimse benimle oynamıyor, bu yüzden buradayım. Neşenizi de alırım!' Fırfır, korkmak yerine, içinden gelen bir şefkati dinledi: 'Belki sen de oynamak istiyorsun, ama nasıl yapacağını bilmiyorsun?' diye yumuşakça sordu. Bulut şaşırdı. Hiç kimse onun duygularını sormamıştı.

Fırfır, Bulut Bulanık'a ormandaki eğlenceli oyunlardan bahsetti: Gölge kovalamacası, yaprak yarışı, bulutlara bakıp şekil tahmin etme... Kirpi Dikine, yuvarlanıp komik bir top oldu. Tavşan, sihirli Gülüçiçeği tohumlarını ekti ve Fırfır'ın getirdiği çiy damlalarıyla suladı. Minik bir sihir oldu: Tohumlar hızla filizlendi ve yumuşak, ışıltılı çiçekler açtı. Bu çiçeklerin ışığı, ateşböceklerine değdiğinde, onlar yavaş yavaş parlamaya başladı! Bulut Bulanık, bu güzelliği görünce, ilk kez hafifçe güldü. Kahkaha değildi belki, ama minik bir 'pıff' sesi çıkardı. Ve o anda, gri rengi biraz açıldı.

Ateşböcekleri tamamen aydınlandı ve etraflarına sıcak, altın rengi bir ışık saçtı. Bu ışık, Bulut Bulanık'ın üzerine düştüğünde, inanılmaz bir şey oldu: Bulut, yumuşacık, pamuk gibi beyaz bir buluta dönüştü! Üzerinde minik gökkuşağı oluştu. 'Vay canına!' dedi Bulut, artık Bulut Pofuduk, 'Kendimi çok hafif ve mutlu hissediyorum!' Fırfır ve arkadaşları sevinçle zıpladı. Ateşböcekleri, neşe ışıklarını taşımak için ormana geri dönmeye hazırdı. Bulut Pofuduk, 'Ben de sizinle gelebilir miyim? Artık kasvetli değilim!' diye sordu. Tabii ki evet dediler! Böylece, yeni bir arkadaşla, neşe dolu bir grup olarak ormana doğru uçtular (Bulut Pofuduk onları taşıdı!).
Ormana vardıklarında, sihir gerçekleşti. Ateşböcekleri dağıldı ve her birinin ışığı, bir hayvanın kalbine dokundu. Aniden, sincaplar yeniden kıkırdamaya, kurbağalar 'vırak vırak' gülmeye, baykuş 'ho ho ho' demeye başladı! Bulut Pofuduk, gökyüzünde zarifçe süzülüp güneşin önünde komik şekiller yaparak herkesi güldürdü. Fırfır, en sevdiği sesi tekrar duydu: Ormanın kocaman, kocaman kahkahasını. O gece, Ay Dede özellikle parlak göründü. Fırfır ona bakıp teşekkür etti. Sanki Ay Dede de göz kırpıyordu. Artık biliyordu: Kaybolan kahkahalar, aslında uzakta değildi; sadece biraz arkadaşlığa, biraz anlayışa ve paylaşılan bir gülüşe ihtiyaç duyuyordu. Ve orman, bir daha asla sessiz kalmadı.