
Leyla, penceresinden her gece baktığı boş arsaya çok üzülüyordu. Gündüzleri sadece çimenler ve birkaç ağaç görünen bu yerde, bir oyun parkı olsa ne güzel olurdu diye düşünüyordu. Bir gece, Aydede öyle parlak ışıldıyordu ki, Leyla uyuyamadı. Pencereden tekrar baktığında, inanamadığı bir şey gördü: Boş arsada rengarenk, ışıltılı bir oyun parkı vardı! Salıncaklar kendi kendine sallanıyor, kaydıraktan gümüş ışıklar akıyordu.

Pijamalarıyla bahçeye koşan Leyla, parkın kapısında duran gümüş saçlı bir dedeyle karşılaştı. Dede gülümseyerek, 'Ben Park Bekçisi Aydedeyim' dedi. 'Bu park sadece ay ışığı altında görünür, çünkü gündüzleri çocuklar okula gitsin, derslerini öğrensin diye saklanır. Gece olduğunda ise hayal gücü olan çocuklar için açılır.' Leyla heyecanla ilk kaydırağa koştu. Kaydıktan kayarken etrafında yıldızlar uçuşuyor, ay ışığından baloncuklar çıkıyordu.

Salıncaklara oturduğunda, salıncaklar ona şarkı söylemeye başladı: 'Sallanırken düşün hayalleri, yükseklere çıkar seni.' Her sallanışta biraz daha yükseliyor, ayın yanından geçiyor gibi hissediyordu. Tahterevallide ise görünmez bir arkadaşı vardı! Biri aşağı inince diğeri yukarı çıkıyor ve kahkaha sesleri duyuluyordu. Dönme dolaba bindiğinde, etrafındaki dünya yavaşça dönerken yıldızlar el sallıyordu ona.
Aydede Dede, Leyla'ya parkın en özel köşesini gösterdi: Hayal Kum Havuzu. Bu kumlar dokununca şekil değiştiriyor, çocuğun düşündüğü her şeye dönüşüyordu. Leyla kumlara dokundu ve önce bir kale, sonra bir gemi, en sonunda da uçan bir at oluştu. 'Bu parkın sihri,' dedi Aydede Dede, 'hayal gücünden beslenir. Ne kadar çok hayal kurarsan, o kadar güzel olur.'
Sabah olmak üzereyken Aydede Dede, 'Güneş doğmadan önce park saklanmalı' dedi. 'Ama endişelenme, her gece ay ışığı vurduğunda geri gelecek. Sadece bir şartla: Gündüzleri de hayal kurmaya devam etmelisin.' Leyla parka veda etti ve evine döndü. Ertesi gün okulda, arkadaşlarına gece gördüğü harika parkı anlattı. İlk başta kimse inanmadı, ama Leyla hayal kurmanın önemini anlatınca, hepsi kendi hayallerini paylaşmaya başladı.
O gece, Leyla pencereden baktığında parkın yine ortaya çıktığını gördü. Ama bu sefer yalnız değildi! Komşusundaki Efe de penceresinden bakıyordu. İkisi birlikte parka koştular. Efe de parkın sihrini görünce gözleri parladı. Birlikte oynarken, parkın daha da büyüdüğünü fark ettiler. Yeni oyuncaklar belirmişti: Zıplayan bulutlar, konuşan ağaçlar, ve müzik yapan çiçekler. Anladılar ki, ne kadar çok çocuk hayal kurarsa, park o kadar güzel oluyordu.
Haftalar geçtikçe, mahalledeki diğer çocuklar da geceleri pencerelerinden baktıklarında gizli parkı görmeye başladı. Her çocuk kendi hayal gücüyle parka bir şeyler ekliyordu. Kimi bir uzay gemisi, kimi bir denizaltı, kimi de sihirli bir kütüphane hayal etti. Park her gece biraz daha büyüyor, biraz daha renkleniyordu. Aydede Dede her akşam kapıda onları karşılıyor, herkese gülümsüyordu. 'Hayal kuran çocuklar asla yalnız oynamaz' diyordu mutlulukla.
Leyla artık gündüzleri de sıkılmıyordu. Çünkü biliyordu ki hayal gücü sadece geceleri değil, her zaman yanındaydı. Okulda resim dersinde parkı çizdi, Türkçe dersinde onun hikayesini yazdı, matematikte ise parktaki oyuncakları saymayı hayal etti. Geceleri ise tüm mahalle çocuklarıyla buluşup sihirli parkta oynuyorlardı. Ve her sabah, güneş doğmadan önce, park saklanırken onlara fısıldıyordu: 'Hayallerinizle tekrar gelin.'