
Güneşli bir yaz günü, küçük Ali okuldan eve dönerken yolun kenarındaki büyük çınar ağacının altında durdu. Hava o kadar sıcaktı ki, yürüdüğü kaldırım adeta bir tavaydı. Çınar ağacının gölgesi serin ve davetkardı. Ali, sırt çantasını yere bırakıp ağacın kalın gövdesine yaslandı. Tam o sırada, yaprakların hışırtısı arasından yumuşak bir ses duydu: "Merhaba küçük dostum. Gölgemde dinlenmek ister misin?" Ali şaşırdı, etrafına baktı. Ses, ağaçtan geliyordu! Büyük Çınar, yüzyıllardır orada duran bilge bir ağaçtı ve konuşabiliyordu. Ali, "Teşekkür ederim!" dedi heyecanla. Ağaç, "Gölgemi sana ödünç veriyorum. Ama unutma, güneş batmadan önce onu geri getirmelisin," diye fısıldadı. Ali, bunun nasıl mümkün olabileceğini merak etti. Büyük Çınar, bir yaprağını koparıp Ali'nin avucuna bıraktı. "Bu yaprak, gölgemi seninle taşıyacak. Nereye gidersen git, serin bir gölgen olacak."

Ali, yaprağı cebine koydu ve yola koyuldu. İlk olarak, parkta oynayan arkadaşlarına gitti. Onlar da sıcaktan bunalmış, ter içindeydiler. Ali, yaprağı havaya kaldırdı ve aniden, arkadaşlarının üzerine serin bir gölge düştü! Hepsi şaşkınlıkla gülmeye başladı. Gölge, onlarla birlikte hareket ediyor, top oynarken bile onları serinletiyordu. Daha sonra, Ali bir sokak kedisi gördü. Küçük kedi, sıcak asfaltın üzerinde bitkin bir şekilde yatıyordu. Ali yaklaştı ve yaprağı kedinin üzerine tuttu. Kedi, serin gölgeye kıvrılıp mırıldanmaya başladı. Ali, gölgenin sadece insanlara değil, tüm canlılara yardım edebileceğini fark etti. Bir sonraki durağı, bahçesinde çiçek sulayan yaşlı komşusu Ayşe Teyze'ydi. Ayşe Teyze, sıcaktan başı dönmüştü. Ali koşup yanına gitti ve yaprağı onun üzerinde tuttu. Ayşe Teyze, "Oh, nereden çıktı bu serinlik? Teşekkür ederim yavrum," dedi gülümseyerek.

Ali, gölgeyi birçok kişiye ödünç verdiği için mutluydu. Ancak, güneş gökyüzünde alçalmaya başladığında, Büyük Çınar'ın sözlerini hatırladı: "Güneş batmadan önce gölgeyi geri getirmelisin." Aceleyle ağaca doğru koşmaya başladı. Yolda, küçük bir kuş yavrusu gördü. Yuvasından düşmüş, kızgın kaldırımda çaresizce cıvıldıyordu. Ali durmak istemedi ama kuşun haline dayanamadı. Yaprağı kuşun üzerine tuttu ve onu gölgeye aldı. Sonra, yavru kuşu dikkatlice bir dalın üzerine yerleştirdi. Bu iyilik, zamanını aldı ve güneş ufukta iyice kızıllaştı. Ali, nefes nefese Büyük Çınar'ın yanına vardı. "Özür dilerim, geciktim!" diye seslendi. Ağaç, yapraklarını hışırdatarak, "Endişelenme, gölgemi iyi kullandığını gördüm. Bazen yardım etmek, kurallardan daha önemlidir," dedi. Ali, yaprağı ağacın köklerine bıraktı. Yaprak, toprağa değer değmez, ağacın gölgesi normale döndü.
Ali, Büyük Çınar'a veda edip eve giderken, ağaç ona son bir şey söyledi: "Unutma, gerçek gölge sadece serinlik değildir. O, bir yardım eli, bir nefes, bir dostluktur. Sen de bugün bir 'gölge' oldun ve etrafındakileri rahatlattın." Ali, bu sözleri düşünerek evine vardı. Ertesi gün, okulda öğretmeni herkesten bir iyilik hikayesi yazmasını istedi. Ali, Büyük Çınar ve ödünç gölge hikayesini yazdı. Arkadaşları büyülenmiş gibi dinledi. O günden sonra, mahalledeki her çocuk, sıcak günlerde birbirine gölge olmaya, susayana su vermeye, yorulana destek olmaya başladı. Büyük Çınar ise yol kenarında, yapraklarını rüzgarla sallayarak, altından geçen herkese sessizce gölgesini sunmaya devam etti. Ali, artık sadece sıcakta değil, her zaman bir 'gölge' olabileceğini öğrenmişti: nazik, düşünceli ve herkese açık.