
Luna, penceresinden dolunayı izleyen meraklı bir kızdı. Her gece, ay ışığının odasına düşen gümüş ışıltısını seyrederdi. Bir gece, ay ışığı odasının duvarında tuhaf bir şekil oluşturdu - bu bir kapıydı! Kapının üzerinde ay çiçekleri ve yıldız desenleri vardı, tam ortasında ise ay şeklinde bir anahtar deliği parlıyordu. Luna heyecanla yatağından fırladı ve bu gizemli kapıyı daha yakından incelemeye başladı.

Tam o sırada, odasının penceresinden içeri gümüş renkli küçük bir ışık topu girdi. Bu, Ay'ın küçük bir parçası olan 'Işıltı' adında bir ay perisiydi! Işıltı, kanatlarını çırparak Luna'ya doğru uçtu ve seslendi: 'Merhaba Luna! Bu kapı, Ay'ın İkinci Kapısı. Sadece gerçekten meraklı ve cesur çocuklar onu görebilir. İçeri girmek ister misin?' Luna, gözleri parlayarak başını salladı. Işıltı, kanatlarından birini kapının anahtar deliğine dokundurdu ve kapı sessizce açıldı.

Kapıdan geçtiklerinde Luna kendini 'Rüya Bulutları Diyarı'nda buldu. Her yer yumuşak, pamuksu bulutlarla kaplıydı ve bu bulutlar ay ışığında gümüş renginde parlıyordu. Uçan balıklar bulutların arasında yüzüyor, konuşan yıldızlar şarkı söylüyordu. Işıltı, 'Burası gecenin ilk bölümü,' diye açıkladı. 'Burada rüyalar toplanır ve ay ışığıyla beslenir. Ama asıl sürpriz, İkinci Kapı'nın ardında saklı.' Bulutların üzerinde yürürken, önlerinde daha büyük, daha parlak bir kapı belirdi.
İkinci Kapı, birinci kapıdan daha büyük ve daha süslüydü. Üzerinde geceyi simgeleyen tüm hayvanlar - baykuşlar, cırcır böcekleri, ateşböcekleri - oyulmuştu. Kapının tokmağı ise dolunay şeklindeydi. Işıltı, 'Bu kapıyı açmak için özel bir anahtar gerek,' dedi. 'Bu anahtar, senin en değerli anından yapılmış olmalı.' Luna düşündü taşındı ve aklına bir fikir geldi. Cebinden, dedesinin ona verdiği ve her gece yastığının altına koyduğu küçük, pürüzsüz bir taş çıkardı.
Luna taşı tokmağa dokundurduğunda, taş parlamaya başladı ve şekil değiştirerek gümüş bir anahtara dönüştü. Anahtarı dolunay tokmağa yerleştirdi ve çevirdi. Kapı, yumuşak bir 'cık' sesiyle açıldı. İçeriden gelen ışık o kadar parlaktı ki Luna gözlerini kısmak zorunda kaldı. Işıltı sevinçle, 'Başardın! İkinci Kapı'yı açan ilk çocuk sensin!' diye bağırdı.
İkinci Kapı'nın ardında 'Hayal Bahçesi' vardı. Burası, çocukların en güzel hayallerinin gerçek olduğu bir yerdi. Konuşan çiçekler şarkı söylüyor, gökkuşağı nehirleri akıyor, dans eden ağaçlar rüzgarla uyum içinde sallanıyordu. Her şey yumuşak bir ay ışığıyla aydınlanıyordu. Luna, 'Burası harika!' diye fısıldadı. Işıltı gülümseyerek, 'Evet, ve burası senin gibi saf kalpli çocuklar sayesinde var oluyor. Hayal gücünüz bu bahçeyi besliyor.'
Hayal Bahçesi'nde gezerken Luna, bahçenin ortasında büyük bir 'Ay Çeşmesi' gördü. Çeşmeden ay ışığı yerine su akıyordu! Işıltı, 'Bu sudan içen her çocuk, en güzel rüyaları görür,' diye açıkladı. Luna avuçlarını doldurup suyu içti. İçinde sıcak, mutlu bir his oluştu. O anda, bahçedeki tüm çiçekler daha parlak parlamaya, şarkıları daha neşeli olmaya başladı. Luna'nın sevinci bahçeyi daha da güzelleştiriyordu.
Maalesef zaman çabuk geçmişti. Işıltı, 'Güneş doğmadan önce dönmeliyiz, yoksa kapılar kapanır,' dedi hüzünlü bir sesle. Luna son bir kez Hayal Bahçesi'ne baktı ve Işıltı ile birlikte kapıya doğru yürüdü. İkinci Kapı'dan geçip Rüya Bulutları Diyarı'na, oradan da birinci kapıyla kendi odasına döndüler. Kapı arkalarında sessizce kapandı ve duvardaki ışık izleri kayboldu.
Ertesi sabah Luna uyandığında, yastığının altında küçük, gümüş bir ay çiçeği buldu. Çiçek, ay ışığında hafifçe parlıyordu. Pencereden dışarı baktığında, gökyüzünde dolunayın yerini güneş almıştı ama Luna içten içe biliyordu ki bir sonraki dolunayda, Ay'ın İkinci Kapısı tekrar açılacaktı. O geceden sonra Luna'nın rüyaları hep renkli ve neşeli oldu, çünkü bir parçası hep Hayal Bahçesi'nde kalmıştı.