
Bir zamanlar, gündüzleri rengarenk, geceleri ise sıcacık hikayelerle dolu bir kasabada yaşayan iki kardeş varmış: Deniz ve Ela. Deniz sekiz yaşında meraklı bir çocuk, Ela ise beş yaşında hayalperest bir kız çocuğuymuş. En sevdikleri şey, büyükannelerinin penceresinden Ay'a bakıp onunla konuşmaktı. Ay'ı 'Aydede' diye çağırır, ona günlerini anlatırlarmış. Bir gece, büyükanneleri onlara çok özel bir şey söylemiş: 'Biliyor musunuz çocuklar, Aydede sadece ışık saçmakla kalmaz. Çok ama çok eski bir sırrı vardır. Gündüz renkleri çok yorulduğunda, onları toplayıp gümüş ışığında dinlendirirmiş. Sabah olunca da onları usulca geri gönderirmiş.' Deniz ve Ela buna çok şaşırmış. O gece, Ay dolunay değil, incecik bir hilaldi. Ama bir de bakmışlar ki, Ay'ın ışığında, sanki minik renk tozları gibi turuncu, mor ve yeşil kıvılcımlar uçuşuyor!

Ertesi sabah, kasabada tuhaf bir şey olmuş. Güller kırmızı değil, soluk griymiş. Limonlar sarı değil, açık bej rengindeymiş. Gökyüzü bile maviliğini kaybetmiş, sanki soluk bir perde çekilmiş gibiymiş. Herkes şaşkın ve üzgünmüş. Deniz, Ela'ya dönüp fısıldamış: 'Büyükannemin dediği doğru olabilir mi? Renkler yoruldu ve Aydede onları dinlendiriyor, ama belki de bazıları kayboldu?' İkisi hemen büyükannelerine koşmuş. Büyükanneleri, derin bir iç çekip, eski, ciltli bir defter açmış: 'Ailemizden gelen bir bilgi bu. Çok nadiren olur. Ay'ın hilal olduğu bazı geceler, renklerin dinlenme telaşı sırasında, en küçük ve en oyuncu renk parçacıkları Ay ışığından süzülüp dünyaya dağılabilir. Onları bulup, Ay'ın ışığına geri teslim etmek gerekir, yoksa renkler soluk kalmaya devam eder.'

Macera böylece başlamış. Büyükanneleri onlara iki tane özel 'ışık kepçesi' vermiş. Bunlar aslında yıldız şeklinde, ışıldayan minik ağlarmış. 'Bunlarla kayıp renk kıvılcımlarını yakalayabilirsiniz,' demiş. O gece, Ay yine incecik bir hilaldi. Deniz ve Ela, pijamalarıyla bahçeye çıkmış. Etrafa dikkatle bakınmışlar. Derken, Ela, gül fidanının dibinde minik, titreşen turuncu bir ışık görmüş. 'Bak Deniz! Bu, turuncunun bir parçası olmalı!' Işık kepçesini usulca yaklaştırmış. Turuncu kıvılcım, kepçenin ışıltısına çekilip içine düşmüş. İlk renk parçacığını bulmuşlardı!

Sonraki durakları, kasabanın kenarındaki küçük gölmüş. Ay'ın gümüş ışığı suyun üzerinde dans ediyormuş. Deniz, suyun kenarında, sazlıkların arasında morumsu-mavi bir parıltı fark etmiş. 'Bu, gece mavisinin veya erguvanın rengi!' diye heyecanlanmış. Ama renk parçacığı çok oyuncuymuş, suyun üzerinde zıplıyor, sazlıkların arasında saklanıyormuş. Birlikte çok sessizce hareket edip, iki kepçeyle mor kıvılcımı hafifçe sarmışlar. Kıvılcım, yakalandığını anlayınca değil, sanki oyun arkadaşı bulmuş gibi sevinçle parlamış ve kepçenin içinde durmuş.

En zoru ise yeşil renk parçacığını bulmakmış. Çünkü o, ormanın derinliklerindeki yosunların arasına saklanmış. Kardeşler, el feneriyle ormana girmiş. Ağaçların gölgeleri uzunmuş ve biraz ürkütücü görünüyormuş. Ela biraz korkmuş. Deniz, 'Korkma, Aydede bize bakıyor,' demiş ve yukarıyı göstermiş. Ay'ın hilali, ağaçların dalları arasından onlara gümüş bir yol gibi ışık saçıyormuş. Bu ışığı takip ederek, kayalığın üzerindeki yumuşak yosunlara varmışlar. Orada, yosunların arasında, soluk ama inatçı bir yeşil ışık titriyormuş. Çok yorgun görünüyormuş. Onu çok nazikçe, neredeyse okşar gibi kepçelerine almışlar.

Üç kayıp renk parçacığını da topladıktan sonra, büyükannelerinin tarif ettiği yere, 'Yankı Tepesi'ne gitmişler. Burası, Ay'ı en net gördükleri, en yüksek noktaymış. Kepçelerini, içindeki renk kıvılcımlarıyla birlikte, Ay'a doğru tutmuşlar. 'Lütfen Aydede,' diye fısıldamış Ela, 'renklerini geri al. Onları özledik.' Sanki Ay onları duymuş gibi, hilalden gelen gümüş ışık birden güçlenmiş ve üç renkli kıvılcım, ince bir ışık hüzmesiyle yukarıya, Ay'a doğru çekilmiş. Gökyüzünde renkli bir havai fişek gösterisi gibi süzülmüşler ve Ay'ın kollarında kaybolmuşlar.
Ertesi sabah, kasaba yine eski haline dönmüş. Hatta daha da güzelmiş! Güller daha canlı kırmızı, limonlar daha parlak sarı, gökyüzü ise derin bir lacivertmiş. Herkes neşe içindeymiş. Büyükanneleri, onları kucaklayıp, 'Siz küçük renk avcıları, dünyanın güzelliğini korudunuz,' demiş. O geceden sonra, Deniz ve Ela, Ay'ı her gördüklerinde ona özel bir gülümseme gönderirmiş. Artık biliyorlarmış ki, Aydede sadece bir ışık topu değil, renklerin nazik bekçisi ve onların da gizli ortağıymış. Ve eğer bir gün renkler yine soluk görünürse, ne yapmaları gerektiğini biliyorlarmış.