
Çok çok eski zamanlarda, 'Buzul Vadisi' adında bir krallık varmış. Bu krallıkta kış hiç bitmez, yapraklar hiç düşmez, çiçekler hiç açmazmış. Her yer bembeyaz kar ve buzullarla kaplıymış. Krallığı yöneten yaşlı kral ve kraliçe, tek oğulları Prens Ilgaz'ın üzüldüğünü görürmüş. Çünkü Prens Ilgaz'ın kalbi, adı gibi 'ılık' ve sıcakmış. Diğer adı da 'Kardelen Prens'miş, çünkü en çok kardelen çiçeklerini sever, onların nasıl kardan bile çıkabildiğine hayran kalırmış. Bir gün, prensin odasının penceresinde minik bir serçe titreyerek konmuş. 'Cik cik! Hiç sıcak yer kalmadı, dallar hep buz tuttu' diye tweet atmış. Prens Ilgaz hemen serçeyi avuçlarına almış, nefesini üflemiş. 'Merak etme küçük arkadaşım, bu krallığa baharı geri getireceğim' demiş.

Prens Ilgaz, bilge dedesinin kütüphanesinde eski bir harita bulmuş. Haritada, krallığın en yüksek dağının tepesinde 'Güneşin Kalbi' adlı sihirli bir taşın olduğu yazıyormuş. Efsaneye göre, bu taş sadece gerçekten sıcak kalpli biri tarafından bulunabilirmiş. Prens, ertesi sabah erkenden yola çıkmış. Yanına sadece sıcak bir pelerin, biraz peynir-ekmek ve en önemlisi - annesinin verdiği kalp şeklinde küçük bir madalyon almış. Bu madalyon, onun sıcak kalbini simgeliyormuş. Karlı yollarda ilerlerken, önüne üşümüş bir tilki çıkmış. 'Vak vak! Ayaklarım dondu, eve gidemiyorum' demiş tilki. Prens hiç tereddüt etmeden pelerinini çıkarıp tilkinin etrafına sarmış. 'Benim kalbim sıcak, sen bunu al' demiş.

Yolculuk zorluymuş. Buzlu nehirleri geçmek, dik yamaçları tırmanmak gerekiyormuş. Tam da prensin yorulduğunu hissettiği bir anda, yardımına minik serçe ve tilki yetişmiş. Serçe, önden giderek en güvenli yolu göstermiş. Tilki ise keskin burnuyla, buz altındaki tehlikeli çatlakları bulmuş. Birlikte, 'Donmuş Göl' adlı yere varmışlar. Göldeki buzlar o kadar kalınmış ki, altında balıklar donmuş kalmış. Prens Ilgaz, kalp madalyonunu buzun üzerine koymuş. Madalyondan yayılan sıcaklık, buzda küçük bir delik açmış. İçinden minik bir balık çıkmış: 'Şap şap! Çok teşekkürler, artık yüzebilirim!' demiş. Prens gülümsemiş: 'Bu sadece başlangıç, tüm krallığı özgür bırakacağım'.

Nihayet dağın zirvesine varmışlar. Burası 'Buz Kristali Mağarası'ymış. İçeri girdiklerinde, ortada dev bir buz sütunu görmüşler. Sütunun içinde, altın renginde parlayan 'Güneşin Kalbi' taşı hapsolmuş duruyormuş. Ancak taşa ulaşmak için bir bilmeceyi çözmek gerekiyormuş. Buz duvarda şöyle yazıyormuş: 'En sıcak şey nedir ki, karları eritir ama yanmaz? En parlak şey nedir ki, göz kamaştırır ama kör etmez?' Prens Ilgaz düşünmüş. Yanındaki hayvan arkadaşlarına bakmış. Tilkiye pelerinini vermişti, serçeyi ısıtmıştı, balığı kurtarmıştı. Sonra yüzünde bir gülümseme belirmiş. 'Cevap: SEVGİ!' diye bağırmış. 'Sevgi kalpleri ısıtır ama yakmaz. Sevgi ışık saçar ama göz kamaştırmaz!' Bu cevap üzerine buz sütunu çatlamaya başlamış.

Buz sütunu eriyip 'Güneşin Kalbi' taşı serbest kaldığında, muhteşem bir şey olmuş. Taş, prensin madalyonuna doğru uçmuş ve onunla birleşmiş. Prens Ilgaz'ın kalbi daha da güçlü atmaya başlamış. Madalyondan yayılan altın ışınlar, mağaradan dışarı taşmış. Krallığın üzerindeki sonsuz kış bulutları dağılmış. Karlar erimeye, buzlar çözülmeye başlamış. İlk önce küçük yeşil filizler topraktan başlarını çıkarmış. Sonra kardelenler, laleler, nergisler açmış. Ağaçlar yapraklanmış, nehirler şarkı söyleyerek akmış. Prens ve arkadaşları dağdan indiğinde, tüm krallık onları çiçeklerle karşılamış. Artık 'Buzul Vadisi' yerine 'Çiçekler Vadisi' denmeye başlamış. Prens Ilgaz, taşı her baharda krallığın dört bir yanına götürüp paylaşmayı adet edinmiş. Sonsuz kış bitmiş, ama prensin sıcak kalbi sayesinde, her kıştan sonra baharın geleceği umudu hiç bitmemiş.