
Luna adında meraklı bir çocuk, her gece penceresinden gökyüzünü izlerdi. Yıldızların parıltısı onu büyüler, özellikle de en parlak olan Sirius'u. Bir gece, büyükannesinin ona verdiği eski, cam bir kavanozun içine bir ateş böceği koyarken aklına harika bir fikir geldi: 'Ya yıldızları da toplayabilseydim?' Ertesi gün, bahçedeki kelebek ağını aldı ve geceyi iple çekmeye başladı. Annesi ona gülümseyerek, 'Yıldızlar çok uzaktalar tatlım,' dedi. Ama Luna'nın hayal gücü sınırsızdı.

O gece, Luna pijamalarını giyip bahçeye çıktı. Elinde kelebek ağı ve kavanozu vardı. Ay, gümüşi ışığını bahçeye döküyordu. Luna ağını salladı, ama yıldızlar çok yüksekteydi. Tam pes edecekken, küçük bir yıldız kaydı ve bahçenin kenarındaki lavanta çalılıklarının üzerine parlak tozlar saçtı. Luna koştu ve yere düşen küçük, ışıltılı bir yıldız tozu parçasını gördü. Dikkatlice onu kavanoza koydu. Toz, kavanozun içinde yumuşak bir şekilde parlamaya başladı, mavi ve gümüşi ışıklar saçıyordu.

Ertesi gece, Luna daha hazırlıklıydı. Bahçedeki ağaç evine tırmandı, kavanozu yanına aldı. Bu sefer, bir yıldız kümesi daha alçaktan geçiyor gibiydi. Luna, ağını olabildiğince yükseğe salladı ve birkaç parlak yıldız tozu tanesi daha yakaladı. Kavanoz artık daha da parlıyordu, odasını yumuşak bir ışıkla aydınlatıyordu. Ama Luna fark etti ki, kavanozdaki yıldız tozları, gökyüzündeki yıldızlar kadar parlak değildi. Sanki özgür olmayı özlüyorlardı.

Birkaç gece sonra, Luna kavanozunu neredeyse yarısına kadar doldurmuştu. Ama o gece, Ay'dan yumuşak bir ses duydu. Aydede, bulutların arasından gülümsüyordu. 'Sevgili Luna,' dedi ses, 'yıldızlar gökyüzünün çiçekleridir. Onları toplamak güzeldir, ama paylaşmak daha da güzeldir.' Luna düşündü. Kavanozundaki yıldız tozları artık eskisi kadar parlak parlamıyordu. Belki de Aydede haklıydı.

Luna, kavanozunu alıp kasabanın tepesine çıktı. Orada, hasta olduğu için dışarı çıkamayan arkadaşı Zeynep'in evi vardı. Penceresinden, Zeynep'in yıldızları izlediğini biliyordu. Luna, kavanozun kapağını açtı ve yıldız tozlarını gökyüzüne doğru üfledi. Tozlar, gökyüzüne doğru yükseldi ve gerçek yıldızlarla birleşti, gökyüzünde geçici ama muhteşem bir ışık gösterisi oluşturdular. Zeynep pencereden baktı ve gülümsedi. O gece, gökyüzü her zamankinden daha parlaktı.

Ertesi sabah, Luna'nın odasında kavanoz boştu, ama içi bir tür farklı ışıkla doluydu. Annesi ona, 'Yıldızları gerçekten yakaladın mı?' diye sordu. Luna gülümsedi, 'Hayır, ama onları Zeynep'le paylaştım. Ve bence bu daha iyiydi.' O geceden sonra, Luna yıldızları toplamayı bıraktı. Onun yerine, her gece yıldızların hikayelerini hayal etmeye başladı. Bazen, özellikle berrak gecelerde, kavanozunun içinde hafif bir parıltı görürdü; yıldız tozlarının, paylaştığı mutluluğun bir hatırası olduğunu düşünürdü.
Zeynep iyileştiğinde, Luna ona bir hediye verdi: İçinde gerçek yıldız tozu olmayan, ama her ikisinin de yıldız haritalarını çizdiği özel bir kavanoz. Birlikte, yıldızları izlerken kendi takımyıldızlarını oluşturdular: 'Kavanozdaki Yıldız Avcısı' ve 'Penceredeki Yıldız Hayalcisi'. Luna öğrendi ki, bazı şeyler onları yakalamakla değil, onları başkalarıyla paylaşmakla daha değerli olur. Ve her gece, yıldızlar parladığında, Luna ve Zeynep, gökyüzünün onlara özel bir şekilde parladığını bilerek gülümserlerdi.