
Pamuk, turuncu tüyleri güneş gibi parlayan, meraklı bir kediydi. Büyükannesinin tavan arasında, eski sandıkların ve unutulmuş eşyaların arasında dolaşmayı çok severdi. Bir gün, tozlu bir kitaplığın arkasında, tuhaf görünümlü bir cihaz buldu. Bronzdan yapılmış, üzerinde küçük çarklar ve garip semboller olan, kol saati büyüklüğünde bir kemerdi. Pamuk, merakla onu tırnaklarıyla dürttüğünde, cihaz hafifçe titredi ve etrafa ışıltılı bir ışık yaydı. Tam o sırada, kemerin üzerindeki küçük bir düğme yanıp sönmeye başladı. Pamuk, patisiyle düğmeye dokundu ve... Vınnn! Odanın ortasında, yıldızlar ve renkli ışıklarla dolu, dönen bir kapı belirdi!

Pamuk, hiç tereddüt etmeden, bu büyülü kapıdan içeri atladı. Bir an için kendini boşlukta süzülür gibi hissetti, etrafı renkli şeritler ve uçuşan sayılar sardı. Sonra, yumuşak bir şekilde yere indi. Burası tanıdık gelmişti... Ama her şey biraz farklıydı! Bahçedeki ağaç küçücüktü, evin boyası daha parlaktı ve garip, tekerlekli tahtalara binip hızla giden çocuklar vardı. Pamuk, 'Miyav?' diye seslendi, şaşkınlıkla etrafına bakınırken. O sırada, genç bir kız çığlık attı: 'Anne, bak! Turuncu bir kedi! Ama bu Pamuk olamaz, Pamuk daha doğmadı ki!' Pamuk, bunun büyükannesinin evinin bahçesi olduğunu, ama çok çok eski bir zamanında olduğunu anladı. Büyükannesi Zeynep, küçük bir kız olarak karşısında duruyordu!

Küçük Zeynep, Pamuk'u hemen sevdi. Onu kucağına aldı ve 'Sen çok özel bir kedi olmalısın!' dedi. Pamuk mırıldanarak karşılık verdi. Zeynep, onu evine götürdü ve mutfakta bir kase süt ikram etti. Pamuk sütünü yalarken, Zeynep konuşmaya devam etti: 'Büyüyünce bir kedi sahiplenmek istiyorum. Tıpkı senin gibi turuncu ve meraklı olsun. Ona Pamuk adını vereceğim!' Pamuk kulaklarını dikti. Demek kendi ismini, zamanda geriye gelerek kendisi vermişti! Bu düşünce onu çok heyecanlandırdı. Ama sonra aklına önemli bir şey geldi: Zaman kemerinin düğmesi, onu buraya getirirken kırılmış gibiydi. Acaba tekrar evine, kendi zamanına dönebilecek miydi? İçinde hafif bir kıpırtı belirdi.

Pamuk, endişeli bir şekilde kemere baktı. Küçük Zeynep onun üzgün olduğunu anladı. 'Bir sorun mu var minik dostum?' diye sordu. Pamuk, patisiyle kırık düğmeyi işaret etti. Zeynep'in gözleri parladı. 'Bekle!' dedi ve koşarak büyükbabasının atölyesine gitti. Birkaç dakika sonra elinde küçük bir vida, biraz yapıştırıcı ve minik bir pirinç parçasıyla döndü. 'Büyükbabam tamircidir, bazen ona yardım ederim,' diye açıkladı gururla. İkisi birlikte, dikkatle çalıştılar. Zeynep, kırık parçayı yapıştırırken, Pamuk da vida yerine oturana kadar sabit tuttu. Son bir dokunuştan sonra, kemerin üzerindeki semboller tekrar hafifçe ışıldamaya başladı. Çalışmıştı!

Tamir bittiğinde, bahçede yine o ışıltılı, yıldızlı kapı belirdi. Pamuk'un gitme zamanı gelmişti. Küçük Zeynep onu sevgiyle okşadı. 'Hoşça kal, özel kedi,' dedi gözleri dolarak. 'Büyüyünce seni tekrar göreceğimi biliyorum.' Pamuk, ona sıcak bir mırıltıyla veda etti ve cesaretle zaman portalına atladı. Yine o renkli yolculuk hissi... ve sonra yumuşak bir toz bulutunun üzerine indi. Kendini yine tavan arasında buldu. Her şey yerli yerindeydi. Aşağıdan, büyükannesinin sesi geldi: 'Pamuk, neredesin tatlım? Gel sana hikayeler anlatayım.' Pamuk, aşağı koştu ve sevgiyle büyükannesinin kucağına atladı. Büyükannesi Zeynep, onu okşarken, 'Sana hiç anlatmış mıydım,' dedi gözlerinde bir ışıltıyla, 'çocukken bahçemde sihirli bir turuncu kedi belirmişti...' Pamuk, derin ve mutlu bir mırıltıyla cevap verdi. En güzel hikayeler, yaşanmış olanlardı.