
Bir zamanlar, adı Can olan meraklı ve biraz da endişeli bir çocuk varmış. Can, geceleri odasında duyduğu tuhaf seslerden, karanlık köşelerde hayal ettiği şekillerden ve bazen rüyalarındaki dev yastıklardan korkarmış. Bir gece, penceresinden parlak, gümüş ışıklı Aydede'ye bakarken içini bir hüzün kaplamış. 'Keşke korkularımı bir yere saklayabilseydim,' diye mırıldanmış. Tam o anda, Aydede'nin ışığı odasının duvarında dans etmeye başlamış ve pijamasının cebine doğru süzülmüş. Cep, yumuşak, altın rengi bir ışıkla parlamaya başlamış! Can, şaşkınlıkla cebine dokunmuş ve onun sıcacık, hatta biraz da titreştiğini hissetmiş. Sanki cep, 'Ben senin sihirli cebinim, bana güven,' diye fısıldıyormuş gibi.

Ertesi sabah, Can sihirli cebini test etmeye karar vermiş. Kahvaltıda, sütünün içinde yüzen minik bir baloncuktan ürkmüş – bu onun 'süt baloncuk korkusu'ymuş. Cebine usulca, 'Küçük baloncuk, seni cebime koyuyorum,' demiş. Cep hafifçe parlamış ve Can, içindeki ürperti hissinin kaybolduğunu fark etmiş! Okulda, tahtada yazı yazarken yanlış yapmaktan korkmuş. Öğretmeni tahtaya kaldırdığında, cebine gizlice dokunup, 'Yanlış yapma korkum, hadi cebe!' demiş. Korkusu cebe girince, kalemi eline alıp güzelce bir 'A' harfi çizmiş. Öğretmeni onu alkışlamış! Can, cebinin sadece korkuları saklamadığını, onları dönüştürdüğünü anlamaya başlamış.

Günler geçtikçe, Can'ın cebi korkularla dolup taşmaya başlamış: 'Karanlık koridor korkusu', 'Yüksek sesli köpek korkusu', 'Yeni arkadaş edinememe korkusu'... Ama bir akşam, cep o kadar dolmuş ki, ışığı sönmüş ve ağırlaşmış. Can üzülmüş. O gece, Aydede'ye tekrar bakmış ve bir fikir gelmiş aklına: Belki de korkular cebinde sonsuza kadar kalmamalıymış! Ertesi gün, parkta tek başına salıncakta sallanan küçük bir kız görmüş. Kızın üzgün olduğunu hissedince yanına gitmiş. Kız, 'Kaydıraktan kaymaktan korkuyorum,' demiş. Can, cebine dokunup, 'Bende biraz cesaret var, sana verebilirim,' demiş. Cep, minik bir altın ışık topu çıkarmış ve kızın avucuna konmuş. Kız gülümsemiş ve kaydıraktan neşeyle kaymış!

Can, korkularını paylaşmanın ve başkalarına cesaret vermenin ne kadar güzel olduğunu anlamış. Artık korkularını sadece cebine koymakla kalmıyor, onları 'cesaret tohumlarına' dönüştürüyormuş. Sınıfta sunum yapmaktan çekinen arkadaşına bir tohum vermiş, o da harika bir konuşma yapmış. Mahalledeki kediden korkan komşusuna bir tohum bırakmış, kedi artık onun en iyi dostu olmuş. Can'ın cebi artık boşalmış, ama her zaman sıcak ve hazırmış. Geceleri, Aydede'ye teşekkür ederek uykuya dalıyormuş, çünkü asıl sihrin, korkuları saklamak değil, onları sevgiyle paylaşmak olduğunu öğrenmiş.

Zamanla, Can'ın hikâyesi tüm kasabada duyulmuş. Artık 'Cesaret Bahçıvanı' diye anılıyormuş. Herkes ondan cesaret tohumu istiyor, o da seve seve veriyormuş. Bir gün, küçük kardeşi Ela, odasında bir örümcek gördüğü için ağlamaya başlamış. Can, yanına oturmuş ve cebinden parlak bir tohum çıkarmış. 'Bak,' demiş, 'bu tohum, korkunu alıp yerine merak koyacak. Örümcekler aslında minik dokumacılardır.' Ela, tohumu avucunda tutmuş ve korkusu yavaş yavaş yerini meraka bırakmış. Birlikte örümceği cam bardakla dışarı taşımışlar. Can, artık korkuların hayatın bir parçası olduğunu, ama onları cebimizde biriktirmek yerine, anlayış ve paylaşımla aşabileceğimizi biliyormuş. Ve her gece, Aydede, bu cesur çocuğa gururla gülümsüyormuş.