
Çok çok eski zamanlarda, gökyüzünün en yüksek tepesinde, bulutların üzerinde yaşayan yaşlı ve bilge bir ressam varmış. Adı Luminar'mış. Luminar'ın sihirli bir fırçası ve ışıktan yapılmış dev bir tuvali varmış. Her gece, karanlık çöktüğünde, o sihirli fırçasını alır ve gökyüzünü boyamaya başlarmış. Ama onun boyadığı şey sıradan resimler değilmiş - kuzey ışıklarını yaratırmış! Yeşilin, mavinin, morun ve pembenin en büyülü tonlarını kullanarak, gökyüzüne dans eden ışık perdeleri çizer, yıldızları bu resmin etrafında parlatarak muhteşem bir gösteri hazırlarmış.

Bir gece, küçük bir kız çocuğu olan Ela, penceresinden gökyüzünü izlerken bu muhteşem ışıkları fark etmiş. 'Anne, bak!' diye heyecanla bağırmış. 'Gökyüzü dans ediyor!' Annesi gülümsemiş ve 'Onlar kuzey ışıkları, yavrum. Bazılarına göre gökyüzünün perileri, bazılarına göre ise gökyüzü ressamının fırça darbeleri' demiş. Bu sözler Ela'nın merakını daha da artırmış. Acaba gerçekten bir gökyüzü ressamı var mıydı? Ertesi gece, Ela uyumak yerine penceresinde oturmuş, gözlerini kırpmadan kuzey ışıklarını izlemiş. O sırada, en parlak yıldızın yanında minik bir hareket fark etmiş. Sanki biri orada bir şeyler çiziyormuş gibiymiş!

Ertesi gün, Ela en yüksek tepedeki gözlemevine çıkmaya karar vermiş. Tepeye vardığında, yaşlı bir astronom olan Dedem Ali'yi bulmuş. Dedem Ali'ye gökyüzü ressamından bahsetmiş. Dedem Ali gülümseyerek teleskopunu ayarlamış ve 'Bak, Ela' demiş. 'Gökyüzü sadece yıldızlardan ve gezegenlerden ibaret değil. İçinde birçok sır barındırıyor. Belki de senin dediğin gibi, kuzey ışıklarını çizen bir ressam vardır. Ama onu görmek için çok sabırlı ve çok dikkatli olmak gerek.' O gece, Dedem Ali Ela'ya özel bir dürbün vermiş. 'Bu dürbünle bakarsan, belki gökyüzünün sırlarını biraz daha net görebilirsin' demiş.

Ela dürbünü gözlerine dayayıp gökyüzüne baktığında, inanamadığı bir manzara görmüş! Bulutların üzerinde, uzun beyaz sakallı, yıldız desenli kıyafetler giymiş yaşlı bir adam, devasa bir fırçayla gökyüzüne dokunuyormuş. Fırçasının her dokunuşunda, yeşil ve mor ışıklar dans etmeye başlıyormuş. Ela heyecandan ne yapacağını şaşırmış. O sırada, Luminar adındaki gökyüzü ressamı, Ela'nın kendisini fark ettiğini anlamış. İlk başta biraz şaşırmış, çünkü yüzyıllardır kimse onu görmemişmiş. Ama Ela'nın masum ve meraklı bakışlarından etkilenmiş. Bulutlardan birini koparıp onu yumuşak bir merdivene dönüştürmüş ve Ela'yı yanına davet etmiş!

Ela bulut merdivenlerinden çıkıp Luminar'ın yanına vardığında, etrafındaki manzara nefes kesiciymiş. Ay yakınlarından parlıyor, yıldızlar sanki elmas tozları gibi etrafa saçılıyormuş. Luminar, Ela'ya sihirli fırçasını göstermiş. 'Bu fırçanın kılları güneş ışınlarından yapılmış' demiş. 'Boyam ise gece rüzgarlarının topladığı özel tozlardan. Ama en önemlisi' diye eklemiş, 'her fırça darbesine sevgi katmam. Çünkü kuzey ışıkları, gökyüzünün kalbinden gelen sevgi mesajlarıdır.' Ela hayranlıkla 'Peki neden bazen kuzey ışıkları görünmüyor?' diye sormuş. Luminar üzgün bir şekilde 'Çünkü bazen dünyadaki insanlar o kadar meşgul oluyorlar ki, gökyüzüne bakmaya vakit bulamıyorlar. İzleyen olmayınca, resimlerim de soluyor' demiş.

Luminar, Ela'ya küçük bir sır vermiş: 'Her kuzey ışığı aslında bir dilek taşır. İnsanlar onları izlerken içlerinden bir dilek tutarlarsa, o dilek ışıklarla birlikte evrene yayılır.' Sonra Ela'ya bir teklifte bulunmuş: 'Belki bu gece sen de bana yardım edebilirsin?' Ela heyecanla kabul etmiş. Luminar ona minik bir ışık fırçası vermiş. Ela ilk başta biraz çekinerek fırçayı gökyüzüne sürmüş. Fırçası dokunduğu yerde, minik pembe ışık çizgileri belirmiş! Birlikte o gece en güzel kuzey ışıklarını çizmişler. Ela, resmin ortasına minik bir kalp şekli bile eklemiş.
Sabah olmak üzereyken, Luminar Ela'ya 'Artık gitme zamanın geldi' demiş. 'Ama unutma, ben her gece buradayım. Ve sen de artık bir gökyüzü ressamının yardımcısısın.' Ela bulut merdivenlerinden aşağı inmeden önce, Luminar ona minik bir yıldız tozu hediye etmiş. 'Bunu sakla. Ne zaman gökyüzüne bakıp beni düşünürsen, bu toz parlayacak.' Ela eve döndüğünde, annesi onu merakla bekliyormuş. 'Neredeydin yavrum?' diye sormuş. Ela gülümseyerek 'Anne, kuzey ışıklarının sırrını öğrendim!' demiş. O günden sonra, Ela her gece penceresinden gökyüzünü izlemiş. Bazen Luminar'ı görebiliyor, bazen sadece onun çizdiği muhteşem ışıkları seyrediyormuş.
Ela, Luminar'ın sırrını diğer çocuklarla da paylaşmış. Artık mahalledeki tüm çocuklar, geceleri pencerelerinden kuzey ışıklarını izliyor, dilekler tutuyorlarmış. İlginç bir şey olmuş: ne kadar çok çocuk kuzey ışıklarını izlerse, ışıklar o kadar parlak ve güzel oluyormuş! Luminar, dünyada onu izleyen bu kadar çok meraklı göz olduğunu görünce çok mutlu olmuş. Artık her gece daha özenle, daha renkli, daha büyülü kuzey ışıkları çiziyormuş. Ela büyüdüğünde bir astronom olmuş, ama hiçbir zaman o sihirli geceyi ve gökyüzü ressamını unutmamış. Hatta torunlarına, torunlarının çocuklarına bu hikayeyi anlatmaya devam etmiş. Ve siz de eğer bir gün açık bir gecede kuzey ışıklarını görürseniz, bilin ki belki de Luminar tam o sırada gökyüzünü boyuyordur. Kim bilir, belki siz de bir dilek tutar ve o dileğiniz ışıklarla birlikte evrene karışır.