
Gökkuşağı Sirki'nde her şey rengarenkti. Balonlar havada dans eder, müzik her köşeden yükselir, çocukların kahkahaları ormanı doldururdu. Bu sirkin en özel palyaçosu Gülümser'di. Gülümser'in sihirli bir yeteneği vardı: Herkesin gülüşünü taklit edebiliyordu. Küçük Ali'nin dişlek kahkahasını, Ayşe Teyze'nin eliyle ağzını kapadığı kıkırdamasını, hatta yaşlı dedenin gözleri kısılarak çıkardığı 'hoh hoh' sesini bile mükemmel şekilde yapabiliyordu. Ama bir sorun vardı: Gülümser kendi gülüşünü hiç duymamıştı. Aynada kendine baktığında, yüzünde başkalarının gülüşleri olurdu hep. 'Acaba benim gerçek gülüşüm nasıl?' diye düşünürdü her gece yatağında.

Bir sabah, Gülümser karar verdi: Kendi gülüşünü bulacaktı. Önce Bilge Fil Filibert'e gitti. 'Sayın Filibert,' dedi Gülümser, 'size nasıl güldüğümü gösterebilir miyim?' Filibert kocaman kulaklarını sallayarak, 'Gösterebilirsin ama önce şu soruyu cevapla: En çok neye gülersin?' Gülümser düşündü taşındı. 'Her şeye gülerim,' dedi. 'Peki,' dedi Filibert bilgece, 'o zaman her şeye gülen biri, kendi gülüşünü nasıl bulamaz?' Gülümser bu soruya cevap bulamadı. Sonra Akrobat Zıpzıp'a gitti. Zıpzıp havada taklalar atarken, 'Benim gülüşümü taklit et!' diye seslendi. Gülümser Zıpzıp'ın neşeli kahkahasını mükemmel taklit etti. 'Harika!' dedi Zıpzıp, 'Ama bu benim gülüşüm. Seninkini duymak istiyorum.'

Gülümser sirkin her köşesini dolaştı. Cambazların ip üstündeki gülüşlerini, sihirbazın şapkadan tavşan çıkarırkenki sırıtışını, pamuk şekerci teyzenin tatlı gülümsemesini topladı. Bir deftere çizdiği her gülüş, aslında başkasına aitti. Üzgün bir şekilde sirkin kenarındaki göle oturdu. Suya baktığında, yine başkalarının gülüşleri yansıyordu yüzünde. O sırada küçük bir kız, Elif, yanına oturdu. 'Neden üzgünsün Palyaço Amca?' diye sordu. Gülümser hikayesini anlattı. Elif düşündü ve 'Belki de kendi gülüşün, başkalarını güldürdüğün zaman ortaya çıkıyordur?' dedi. Bu fikir Gülümser'in aklına yatmıştı.

Ertesi gün Gülümser farklı bir oyun hazırladı. Eskiden sadece taklit yapardı, şimdi ise kendi şakalarını yaratacaktı. İlk önce rengarenk balonlardan komik hayvanlar yaptı. Balon fil o kadar komikti ki, hortumu kendi etrafında dolaşıyordu! Seyirciler gülmeye başladı. Sonra sihirli şapkasından çıkardığı renkli mendillerle dans etti. Mendiller havada dans ederken, birbirine düğüm oluyor, Gülümser de şaşkın şaşkın bakıyordu. Çocuklar kıkır kıkır gülüyordu. Herkes gülerken, Gülümser'in içinde garip bir his oluştu. Dudakları kendiliğinden gerildi, gözleri ışıldadı. Ama henüz ses çıkmamıştı.

Gösterinin en önemli anı geldi. Gülümser, yeni icat ettiği 'Gülüş Fısıltısı' oyununu oynayacaktı. Seyircilerden birini sahneye aldı - küçük, utangaç bir çocuk olan Can. Can hiç gülmezdi. Gülümser, Can'ın karşısına geçti ve ona komik yüzler yapmaya başladı. Kaşlarını kaldırıp indirdi, burnunu oynattı, dudaklarını büzdü. Can'ın dudakları hafifçe kıpırdadı. Sonra Gülümser, peluş tavşanını Can'a verdi, tavşan aniden 'Hapşuu!' dedi. Can'ın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. En sonunda, Gülümser kendi üzerine düşüyormuş gibi yaptı ama havada takla atıp ayak üstü durdu. İşte o an oldu! Can kahkaha atmaya başladı! 'Ha ha ha ha!'

Can'ın kahkahasını duyan Gülümser öyle mutlu oldu ki... İçinden gelen bir ses onu şaşırttı. 'Hı hı hı... ha ha ha... HOH HOH HOH!' Bu ses diğerlerine hiç benzemiyordu. Başlangıçta hafif bir kıkırdama gibiydi, sonra neşeli bir kahkahaya dönüştü, en sonunda ise kocaman, yürekten bir gülüş oldu. Gülümser'in gözleri sevinç gözyaşlarıyla doldu. Seyirciler alkışlamaya başladı. Bilge Fil Filibert kocaman kulaklarını sallayarak, 'İşte bu!' dedi, 'Kendi gülüşünü buldun!' Gülümser anladı ki, kendi gülüşü başkalarını mutlu ettiğinde, içinden gelen saf sevinçle ortaya çıkıyormuş. O günden sonra Gülümser hala herkesin gülüşünü taklit edebiliyordu, ama artık kendine özgü, rengarenk, müzik gibi bir gülüşü de vardı.
Gökkuşağı Sirki'ndeki herkes Gülümser'in kendi gülüşünü bulduğu günü unutmadı. Artık Gülümser, yeni palyaçolara şunu öğretiyordu: 'Başkalarını güldürmek önemlidir, ama asıl sihir, başkalarının mutluluğunda kendi sevincini bulmaktır.' Küçük Elif ve Can, Gülümser'in en iyi arkadaşları oldu. Birlikte yeni gülüşler keşfettiler: Birlikte dondurma yerken çıkan 'lezzet gülüşü', şakalar uydururkenki 'komiklik gülüşü', ve en önemlisi, birbirlerini güldürdüklerinde çıkan 'dostluk gülüşü'. Gülümser artık aynada kendine baktığında, yüzünde kendine ait, ışıl ışıl bir gülümseme görüyordu. Ve bu gülüş, tüm sirke yayılan bir neşe kaynağı olmuştu.