
Can, her sabah uyandığında nerede olacağını asla bilemezdi. Bir sabah, yastığının altında tüylü yeşil otlar buldu ve etrafına baktığında kendini dev mantarların arasında, minik parlak böceklerin uçuştuğu bir ormanda buldu. 'İşte yine başlıyor!' diye gülümsedi. Bu, Can'ın özel yeteneğiydi: Her gece uykuya daldığında, Rüya Geçidi'nden geçer ve sabah farklı bir masal dünyasında uyanırdı. Bugün, 'Işıltılı Orman' masalındaydı. Hemen yatağından, aslında yosunla kaplı yumuşak bir kaya olduğunu fark ettiği şeyden fırladı. Küçük bir sincap, ona el sallayarak yaklaştı ve fısıldadı: 'Günaydın, misafir! Mantar Kraliçe'nin çay partisine geç kalmak üzeresin!' Can'ın kalbi heyecanla çarptı. Her yeni masal, yeni bir macera demekti.

Mantar Kraliçe'nin dev bir şapkaya benzeyen, rengarenk benekli evine vardığında, masada zaten konuklar vardı: konuşan bir kirpi, şapkalı bir tavşan ve mırıldanarak şarkı söyleyen bir dere. 'Ah, Rüya Gezgini geldi!' diye neşeyle seslendi Kraliçe, mantar şapkasını düzelterek. 'Bugünkü maceranda sana eşlik etmemizi ister misin?' Can hevesle başını salladı. Kirpi, burununu hışırdatarak, 'Ormanın kalbindeki Kayıp Melodi Çanını bulma görevimiz var,' dedi. 'Onun sesi, ormanın tüm renklerini canlı tutar. Ama sesi unutuldu ve renkler soluyor.' Can etrafına baktı; bazı çiçeklerin gerçekten de soluk gri tonlarda olduğunu fark etti. Bu, keşfedilecek bir gizemdi!

Yola koyuldular. Tavşan, uzun kulaklarıyla yolu dinleyerek önden gidiyordu. Dere, yanlarında şırıl şırıl akarak onlara yol gösteriyordu. Can, ayaklarının altındaki yumuşak yosunların her adımda hafifçe parladığını hissediyordu. Aniden, yol ikiye ayrıldı: Biri güneşli bir çayıra, diğeri ise loş bir mağaraya çıkıyordu. Kirpi düşünceli bir şekilde, 'Eski bir şarkı, çanın 'gölgenin içindeki ışıkta' saklı olduğundan bahsederdi,' dedi. Can bunu düşündü. 'Belki de mağaranın karanlığında (gölge), dışarıdan sızan ışık huzmesinin gösterdiği yerde olabilir?' diye önerdi. Mantar Kraliçe onaylayarak başını salladı. Grup, umutla mağaraya yöneldi.

Mağaranın içi serin ve sessizdi. Tek duyulan, damlayan suyun sesi ve dereyin yankılanan şarkısıydı. Derinlere indikçe, ileride küçük bir açıklıktan sızan altın rengi bir ışık belirdi. Işığa doğru ilerlediler ve küçük, yuvarlak bir odacığa ulaştılar. Odanın tam ortasında, tek bir güneş ışınının vurduğu bir kayanın üzerinde, kristalden yapılmış küçük bir çan duruyordu. Çan, loş ışıkta bile hafifçe parlıyordu. 'İşte bu!' diye fısıldadı Can. Ama çan, kayanın üzerinde sağlam bir şekilde oturuyor gibiydi. Nasıl alacaklardı? Dere, 'Belki de onu almak için bir şarkı söylememiz gerekir,' diye mırıldandı.

Hepsi bir an durup düşündü. Kayıp Melodi'yi kimse hatırlamıyordu. Sonra Can'ın aklına bir fikir geldi. Belki de melodi, bu masal dünyasının kendisindeydi? Gözlerini kapattı ve ormanı dinledi: yaprakların hışırtısını, böceklerin vızıltısını, derenin şarkısını. Bu sesleri bir araya getirerek, yumuşak ve doğal bir nağme mırıldanmaya başladı. 'Hım-hım-hımmm...' Kirpi, tavşan, dere ve Mantar Kraliçe de ona katıldı, her biri kendi doğal sesini ekledi. Birlikte oluşturdukları basit, güzel melodi mağarada yankılandı. Kristal çan hafifçe titremeye ve kendi kendine çınlamaya başladı! Işık saçan bir ses dalgası odadan dışarı, ormana doğru yayıldı.

Melodinin sihri ormana ulaştığında, her şey canlandı. Soluk gri çiçekler parlak kırmızılara, mavilere ve sarılara dönüştü. Ağaçların yaprakları daha canlı bir yeşile büründü ve gökyüzü derin bir laciverte kavuştu. Çan, artık görevini yerine getirdiği için hafifçe parıldayarak sönükleşti. Can ve yeni arkadaşları, renk cümbüşünün içinden geçerek Mantar Kraliçe'nin evine döndüler. Parti daha da neşeliydi artık! Can, lezzetli böğürtlenli pastanın son lokmasını yerken, göz kapaklarının ağırlaştığını hissetti. Her masal günü böyle biterdi. Kirpiye, tavşana, dereye ve Mantar Kraliçe'ye sarıldı. 'Teşekkür ederim,' dedi uykulu bir sesle. 'Yarın hangi masalda uyanacağımı merak ediyorum.'
Ertesi sabah Can, yumuşak yastığına yanağını dayamış halde uyandı. Kendi odasındaydı. Pencereden bakan Aydede, ona göz kırpıyor gibiydi. Yatağının kenarında, küçük, parlak bir taş duruyordu - Işıltılı Orman'dan bir hatıra. Can taşı avucunun içine aldı ve gülümsedi. Her gece, Rüya Geçidi onu yeni arkadaşlara, yeni maceralara götürecekti. Belki yarın bir denizaltı krallığında, bir bulut şehrinde ya da çikolatadan bir vadide uyanırdı. Tek yapması gereken, merakla uykuya dalmak ve sabahın getireceklerini beklemekti. Aydede'nin ninnisi eşliğinde, bir sonraki harika masal için heyecanla gözlerini kapattı.