
Uzak denizlerin ortasında, yemyeşil ağaçlarla kaplı, küçük bir ada varmış. Bu adanın adı Fısıldayan Ada'ymış. Çünkü burada rüzgar sadece esmez, konuşurmuş. Ada sakinleri, özellikle de meraklı bir çocuk olan Deniz, rüzgarın fısıltılarını dinlemeyi çok severmiş. Bir gün Deniz, sahilde dolaşırken, parşömen kağıdına sarılı, kurdeleyle bağlanmış bir mektup bulmuş. Mektubu açtığında, üzerinde rüzgarın taşıdığı yaprak desenleri ve tuhaf, dans eden harflerle yazılmış bir mesaj görmüş: 'Merhaba Deniz, ben Poyraz Rüzgarı. Seninle arkadaş olmak istiyorum. Bana bir mektup yazar mısın? Mektubunu en yüksek tepedeki Gümüş Yapraklı Ağaç'a as, ben alırım.' Deniz çok heyecanlanmış. Hemen koşa koşa evine gitmiş ve en güzel kağıdını, renkli kalemlerini çıkarmış.

Deniz, Poyraz Rüzgarı'na ilk mektubunu yazmaya başlamış. 'Sevgili Poyraz, mektubunu buldum! Çok mutlu oldum. Bana biraz kendinden bahseder misin? Nerede yaşıyorsun? En sevdiğin oyun nedir?' diye yazmış. Mektubu bitirince, bir kurdeleyle bağlayıp, adanın tam ortasındaki tepeye tırmanmış. Tepede, yaprakları gümüş gibi parlayan, devasa bir ağaç varmış. Deniz, mektubunu ağacın en alçak dalına özenle asmış. Tam geri dönecekken, hafif bir esinti başlamış. Esinti, mektubu hafifçe sallamış ve sonra aniden, mektup dalından kurtulup gökyüzüne doğru uçmuş! Deniz, heyecanla mektubun gözden kayboluşunu izlemiş. Ertesi sabah, aynı daldan başka bir mektup sarkıyormuş.

Poyraz'ın mektubunu hemen açmış Deniz. 'Sevgili Deniz, ben gökyüzünde ve bulutların arasında yaşıyorum. En sevdiğim oyun, yelkenlilere yardım etmek, uçurtmaları dans ettirmek ve çiçek tohumlarını uzak diyarlara taşımak. Senin adanda olmaktan çok keyif alıyorum. Sana bir sorum var: Senin en sevdiğin ses nedir?' Deniz, bu soruyu düşünürken gülümsemiş. Hemen yanıt yazmış: 'Benim en sevdiğim ses, dalgaların kıyıya vururken çıkardığı şşşt sesi ve kuşların sabah şarkısı. Acaba sen, çiçek tohumu taşırken hangi ülkeleri görüyorsun?' Mektubunu yine Gümüş Yapraklı Ağaç'a asmış. Bu kez rüzgar daha güçlü esmiş ve mektup, bir kelebeğin kanat çırpışı gibi havalanmış.
Mektuplaşmaları böylece devam etmiş. Poyraz, Deniz'e karlı dağların eteklerini, çölün kum tepelerini nasıl şekillendirdiğini, yağmur bulutlarını nasıl ittiğini anlatmış. Deniz de ona adasındaki gün batımının renklerini, yunusların oyunlarını ve dedesinin anlattığı hikayeleri yazmış. Bir gün, Poyraz'ın mektubunda biraz üzgün bir ifade varmış: 'Sevgili Deniz, bazı günler çok yoruluyorum. İnsanlar bazen bana kızıyor, fırtına diyor. Oysa ben sadece biraz güçlü esmek istiyorum.' Deniz bunu okuyunca çok üzülmüş. Poyraz'ı nasıl neşelendirebileceğini düşünmüş.
Deniz harika bir fikir bulmuş! Tüm ada çocuklarını toplamış. Onlara, Poyraz Rüzgarı ile olan arkadaşlığını ve onun biraz moral desteğine ihtiyacı olduğunu anlatmış. Birlikte, rengarenk kağıtlardan, büyük, süslü bir 'Teşekkür ve Sevgi' uçurtması yapmışlar. Uçurtmanın kuyruğuna, her biri Poyraz için güzel bir dilek yazılı küçük notlar bağlamışlar. 'Seni seviyoruz Poyraz!', 'Rüzgar olmasaydı uçurtmam uçmazdı!', 'Tohumlarım için teşekkürler!' gibi... Uçurtmayı adanın en rüzgarlı tepesinde, hep birlikte uçurmuşlar.
O akşam, Gümüş Yapraklı Ağaç'tan gelen mektup, her zamankinden daha parlak ve neşeli görünüyormuş. Poyraz yazmış: 'Sevgili Deniz ve tüm ada arkadaşlarım, uçurtmanızı ve dileklerinizi gördüm! Kalbim sevinçle doldu. O kadar mutluyum ki, size özel bir şarkı bestelemek istiyorum. Bu gece pencerenizin önüne bir kabuk veya boru koyun, sabah benim şarkımı duyacaksınız.' Deniz ve herkes hemen deniz kabukları bulup pencerelerinin önüne koymuş. Ertesi sabah, hafif bir rüzgar esmeye başladığında, her kabuktan farklı bir nota, birlikte muhteşem, yumuşak bir melodi çıkmış. Ada, Poyraz'ın bestelediği bu güzel şarkıyla uyanmış.
Zaman geçmiş, Deniz büyümüş ama Poyraz Rüzgarı ile mektuplaşmaları hiç bitmemiş. Hatta bu güzel gelenek, adadaki her çocuğa öğretilmiş. Artık Fısıldayan Ada'da, her çocuğun bir rüzgar arkadaşı varmış. Kimi Lodos'la, kimi Meltem'le mektuplaşırmış. Rüzgarlar da adalılara hava durumu, uzak diyarlardan haberler getirir, tohumlarını taşırmış. Ada, rüzgarların sayesinde her zaman rengarenk çiçeklerle, mutlu insanlarla dolu, cıvıl cıvıl bir yer olmuş. Deniz ise büyüyünce, çocuklara doğayı ve görünmeyen dostlarımızı sevmeyi öğreten bir öğretmen olmuş.
Ve işte böyle, Fısıldayan Ada'da rüzgar sadece bir hava akımı değil, gerçek bir dost olmuş. Deniz'in ilk mektubu yazmasıyla başlayan bu arkadaşlık, tüm adaya yayılmış. Bazen en güzel şeyler, göremediklerimizle kurduğumuz bağlarda saklıdır. Rüzgarın fısıltısını dinlersen, belki senin de bir mektubun, Gümüş Yapraklı bir Ağaç'tan seni bekliyordur. Unutma, doğanın her bir parçası, bizimle konuşmak ve oynamak isteyen bir arkadaş olabilir. Yeter ki biz onu dinlemek isteyelim.