
Uzaklarda, Masal Tepesi adında yemyeşil bir tepe vardı. Bu tepenin en yüksek noktasında, biraz tuhaf görünümlü bir yel değirmeni yaşardı. Adı Fırıldak'tı. Diğer yel değirmenleri gibi sadece un öğütmek için değildi; o, rüzgarın dilinden anlardı. Her esintiyle birlikte, değişik tonlarda bir şarkı mırıldanırdı: Hafif bir meltemle 'Vızzz', güçlü bir poyrazla 'Vuşşşş'. Fakat Fırıldak'ın en büyük hayali, vahşi ve kontrolsüzce esen rüzgarı, yani Yelcan'ı evcilleştirmekti. Yelcan, öyle güçlü eserdi ki, çiçekleri ezer, kuş yuvalarını dağıtırdı. Bir gün Fırıldak, kanatlarını usul usul döndürerek Yelcan'a seslendi: 'Hey Yelcan! Gel, benimle bir şarkı çalalım. Sen gücünü ver, ben de onu güzel bir müziğe dönüştüreyim.'

İlk başta Yelcan, Fırıldak'ın bu teklifine gülüp geçti. 'Ben özgürüm!' diye bağırarak daha hızlı esmeye başladı. Fırıldak'ın kanatları hızla döndü ve 'VuVuVuVu!' diye gürültülü bir ses çıkardı. Bu, hiç de hoş bir şarkı değildi. Fırıldak pes etmedi. Ertesi gün, Yelcan usul usul eserken, kanatlarını yavaşça çevirdi. 'Bak,' dedi, 'sen yavaş ve nazik esersen, ben de böyle tatlı bir ninni çalabilirim.' Kanatlarından 'Uuuu-uuuu-uuuu' diye, bir bebeği uyutacak kadar yumuşak bir melodi yükseldi. Yelcan şaşırdı. Bu ses, kendi gücünden mi çıkıyordu? Merak etti ve bir kez daha, biraz daha yavaş esmeyi denedi.

Fırıldak, Yelcan'ın merakını fark etti. Ona bir oyun önerdi: 'Gel, birlikte resim yapalım! Sen rüzgarınla tohumları uçur, ben de kanatlarımla onları toprağa serpiştireyim.' Yelcan heyecanlandı. Hafifçe eserek karahindiba tohumlarını kaldırdı. Fırıldak da kanatlarını döndürerek, bu pamuksu tohumları tepeye doğru, yumuşak bir şekilde yaydı. Ertesi bahar, Masal Tepesi, bembeyaz karahindibalarla kaplandı! Yelcan, ilk defa gücünün güzellik yaratmak için kullanılabileceğini gördü ve içi sevinçle doldu. Artık Fırıldak'ın yanından daha sık ayrılmıyordu.
Bir yaz günü, köyden gelen çocuklar sıcaktan bunalmıştı. Fırıldak, Yelcan'a döndü: 'Şimdi senin serinletici gücünü gösterme zamanı! Ama lütfen, yavaş ve devamlı es.' Yelcan derin bir nefes aldı ve Fırıldak'ın kanatlarına doğru düzenli, tatlı bir esinti gönderdi. Kanatlar dönmeye başladı ve harika bir şey oldu! Fırıldak'ın içindeki özel mekanizma çalıştı ve dönen kanatlar, büyük bir gölgelik oluşturdu. Üstelik kanatların hareketi, etrafa mis kokulu lavanta esansı püskürttü. Çocuklar, serin, gölgeli ve mis gibi kokan bu alanda oynamaya başladı. Yelcan, onların kahkahalarını duydukça, kontrollü gücünün ne kadar çok mutluluk verebileceğini anladı. Artık 'evcilleşmek' ona zayıflık gibi gelmiyordu; bu, gücünü bilgece kullanmaktı.
Zaman geçti, Fırıldak ve Yelcan en iyi dost oldular. Artık Yelcan, ne zaman dünyanın bir yerinde fazla hızlı essin, hemen Masal Tepesi'ndeki dostunu düşünür ve hızını ayarlardı. Fırıldak ise, Yelcan'ın gücünü alır, onu un öğütmek, su pompalamak, elektrik üretmek ve en güzeli, müzik yapmak için kullanırdı. Geceleri, Aydede gökyüzünde parladığında, ikisi birlikte en güzel şarkılarını çalardı. Rüzgarın gizli şarkısı, Fırıldak'ın kanatlarından yükselir, tüm vadiye yayılırdı. Masal Tepesi'ndeki herkes bilirdi ki, rüzgar evcilleştirilmez, sadece ona nasıl dans edeceği ve şarkı söyleyeceği, gerçek bir dostun sabrı ve sevgisiyle öğretilirdi. Ve o günden sonra, rüzgar bir daha asla yıkıcı bir güç olmadı; o, artık doğanın en neşeli müzisyeniydi.