
Bir zamanlar, adı Can olan meraklı bir çocuk vardı. Can'ın çok özel bir sırrı vardı: Her sabah uyandığında, farklı bir hayvana dönüşüyordu! Bu, bir gece Aydede'den dilek diledikten sonra başlamıştı. Aydede, Can'ın hayvanları çok sevdiğini biliyordu ve ona bu sihirli hediyeyi vermişti. İlk sabah, Can yatağında uyandı ve ellerinin yerine minik, tüylü pençeleri olduğunu fark etti. Aynaya baktığında, sevimli, turuncu bir kedi yavrusuna dönüştüğünü gördü! 'Miyav!' dedi şaşkınlıkla. O gün, evin içinde sessizce koşup oynadı, perdelerin üzerine tırmandı ve annesinin bacaklarına sürtünerek mırıldandı. Annesi onun sadece hayvan kıyafeti giydiğini sanıyordu, ama Can gerçek bir kedinin nasıl hissettiğini öğreniyordu.

Ertesi sabah, Can'ın burnu uzamaya ve gri bir hortuma dönüşmeye başladı! Kulakları da kocaman oldu. Aynada kendini görünce, minik bir fil olduğunu anladı. 'Viiii!' diye ses çıkardı. O gün, bahçeye çıktı ve hortumuyla çiçekleri sulamaya çalıştı. Ama dikkatli olmalıydı, çünkü hortumu çok güçlüydü ve bir kova suyu devirebilirdi! Komşu köpek Mıstık, onu görünce şaşırdı ama sonra birlikte oynamaya başladılar. Can, fillerin ne kadar güçlü ve aynı zamanda nazik olduğunu hissetti.

Üçüncü gün, Can uyandığında sırtında parlak mavi tüyler hissetti. Kanatlarını çırptı ve pencerenin kenarına uçtu! Küçük, şarkı söyleyen bir kuşa dönüşmüştü. 'Cik cik!' diye öttü. Pencereden dışarı uçtu ve gökyüzünde süzüldü. Ağaçların tepesinden evlerin minik minik göründüğünü fark etti. Rüzgârı tüylerinin arasında hissetti ve diğer kuşlarla birlikte şarkı söyledi. Özgürlüğün ve uçmanın ne kadar harika olduğunu anladı. Ama akşam olunca, yuvasına yani evine dönmek istedi, çünkü ailesini özlemişti.

Dördüncü sabah, Can'ın sırtında dikenli bir kabuk belirdi ve yuvarlak top şeklini aldı. Bir kirpi olmuştu! Yatağından yuvarlanarak aşağı indi. Bahçede, yaprakların arasında saklandı ve minik böcekleri izledi. Dikenleri biraz korkutucu görünse de, aslında onu koruyan yumuşak bir zırh gibiydi. Arkadaşı Mıstık ona yaklaşınca, Can kendini yuvarlayıp top oldu, ama sonra açıldı ve birlikte oynadılar. Can, her hayvanın kendini korumak için özel yolları olduğunu öğrendi.

Beşinci gün, Can'ın ayakları perde ayaklı oldu ve gagası çıktı. Ördek olmuştu! Banyoya koştu ve küvette yüzmeye başladı. 'Vak vak!' diye ses çıkardı. Suyun üzerinde süzülmek çok eğlenceliydi. Sonra ailesiyle parka gitti ve göletteki gerçek ördekleri izledi. Onlarla yüzmek istedi ama insan olarak kalması gerektiğini biliyordu. Ördeklerin nasıl dost canlısı olduğunu ve suda ne kadar zarif hareket ettiğini gördü.

Her geçen gün, Can farklı hayvanlar deneyimledi: zıplayan bir tavşan, yavaş hareket eden bir kaplumbağa, rengârenk bir kelebek ve hatta minik bir karınca oldu. Her hayvan ona yeni bir şey öğretti: sabır, çalışkanlık, cesaret ve dostluk. Ama en çok, her hayvanın kendine özgü olduğunu ve hepsinin doğada önemli bir yeri olduğunu anladı. Akşamları tekrar çocuk oluyordu ve ailesine gün boyu neler öğrendiğini anlatıyordu. Annesi ve babası onun hayal gücüne hayran kalıyordu, sihrin gerçek olduğunu bilmeseler de.
Bir akşam, Can pencereden Aydede'ye baktı ve teşekkür etti. 'Teşekkürler Aydede, bana hayvanların dünyasını gösterdin,' dedi. O gece rüyasında, tüm hayvanlarla konuşabildiği bir ormanda yürüdü. Onlar da ona doğayı korumanın önemini anlattı. Ertesi sabah uyandığında, artık bir hayvana dönüşmedi, ama kalbinde hayvanlara karşı daha da büyük bir sevgi ve saygı vardı. Sihir bitmişti, ama öğrendikleri hep onunla kaldı. Can, büyüyünce hayvanları koruyan bir doğa bilimci olmaya karar verdi. Ve her gece, Aydede'ye bakıp gülümsedi, çünkü sihirli sabahların ona en güzel hediyeyi verdiğini biliyordu: anlayış ve sevgi.