
Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, Meraklı Ormanı'nda yaşayan sevimli bir tilki varmış. Adı Fiko'ymuş. Fiko, her şeyi öğrenmeye bayılan, sürekli sorular soran bir tilkiymiş. Neden gökyüzü mavi? Kuşlar nasıl uçar? Ağaçlar neden yaprak döker? Ancak gün boyu koşturup oynadığı için akşam olunca gözleri kapanır, ders çalışacak enerjisi kalmazmış. Bir akşam, Aydede penceresinden ona göz kırparak, 'Belki de öğrenmenin en güzel yolu uykudadır, Fiko,' demiş. Fiko, bunu nasıl yapacağını merak ederek uykuya dalmış.

O gece, Fiko rüyasında kendini Uyku Bahçesi'nde bulmuş. Burası, yumuşacık bulutların üzerinde kurulmuş, her tarafı rengarenk çiçeklerle ve parıldayan ışıklarla dolu bir yermiş. Bahçenin bekçisi Bilge Baykuş, Fiko'yu gülümseyerek karşılamış. 'Hoş geldin, meraklı tilki! Burada, her rüya bir derstir. İstersen sayıların dansını izleyebilir, harflerin şarkısını dinleyebilirsin,' demiş. Fiko'nun gözleri parlamış. İlk olarak, Matematik Çayırı'na gitmişler. Sayılar, zıplayarak toplama ve çıkarma oyunları oynuyor, üçgenler ve daireler gökyüzünde dans ediyormuş. Fiko, hiç sıkılmadan eğlenerek matematik öğrenmiş.

Sonra, Kelime Nehri'ne doğru yürümüşler. Nehrin suları, alfabenin harflerinden oluşuyor, akarken güzel hikayeler anlatıyormuş. 'K' harfi kıkırdayarak, 'M' harfi mırıldanarak akıyormuş. Bilge Baykuş, 'Bu harfleri doğru sırayla birleştirirsen, sihirli kelimeler oluşur,' demiş. Fiko, elini nehrin serin sularına daldırıp harfleri toplamış ve ilk defa 'merhaba', 'arkadaş' ve 'masal' kelimelerini oluşturmuş. Her kelime, ağzından çıktığında bir kelebek olup uçmuş. Fiko, okumanın ne kadar eğlenceli olduğunu anlamış.
En sevdiği ders ise Doğa Senfonisi olmuş. Rüzgar, yaprakların arasından geçerken melodi çalıyor, yağmur damlaları ritim tutuyor, kuşlar koro halinde şarkı söylüyormuş. Fiko, kulaklarını dikip dinlemiş. Bilge Baykuş, 'Doğanın dilini dinlemek, en güzel müzik dersidir,' demiş. Fiko, kendi kuyruğunu sallayarak ritim tutmaya başlamış ve rüyasında notaları öğrenmiş. Sabah uyandığında, hala kulağında o melodiler çınlıyormuş.
Ertesi gün, Fiko ormandaki arkadaşlarına rüyasında öğrendiklerini anlatmış. Matematik oyunları oynamış, yeni kelimelerle hikayeler uydurmuş, doğanın seslerini taklit etmiş. Arkadaşları hayran kalmış. 'Nasıl bu kadar çok şey biliyorsun?' diye sormuşlar. Fiko, 'Aydede bana bir sır verdi: Merak etmek ve dinlenmek, öğrenmenin en tatlı yoludur. Uyku da bir ders bahçesidir!' demiş. O günden sonra, tüm orman sakinleri akşamları severek uyur, ertesi güne bilgiyle ve neşeyle uyanır olmuş. Fiko ise her gece Aydede'ye teşekkür edip, Uyku Bahçesi'nde yeni maceralara yelken açmış.