
Uzaklarda, gökyüzünün en yumuşak bulutlarının üzerinde, Aydede'nin ışıltılı sarayı vardı. Her gece, Aydede dünyaya gümüş ışığını yayarken, bir de özel bir işi vardı: Uyku Rüzgarlarını yönetmek. Bunlar, minik, görünmez, ipeksi kanatları olan rüzgar perileriydi. Gündüzleri, Aydede'nin şekerleme yaptığı yastıkların içinde uyurlardı. Geceleri ise Aydede onları uyandırır ve dünyaya, uyuyan her canlının rüyalarını taşımaları için gönderirdi. Her rüzgarın rengi farklıydı: huzurlu mavi rüyalar, neşeli sarı rüyalar, macera dolu mor rüyalar. Ama onların en büyük sırrı, tam gece yarısında, uykularının en derin anında yön değiştirmeleriydi!

O gece, meraklı bir çocuk olan Deniz, penceresinden gökyüzünü izliyordu. Uyumak istemiyordu çünkü yarın okulda bir resim yarışması vardı ve aklına hiçbir fikir gelmiyordu. Aydede, Deniz'in endişesini hissetti. Minik, mor renkli bir Uyku Rüzgarına, Deniz'e biraz ilham götürmesini fısıldadı. Mor rüzgar, pencereden sessizce süzüldü ve Deniz'in alnına hafif bir esinti gibi dokundu. Deniz hemen uykuya daldı ve rüyasında uçan bir fil resmi görmeye başladı! Fillerin uçamayacağını düşündü ama rüyasındaki fil, rengarenk kanatlarıyla bulutların arasında süzülüyordu. Deniz rüyasında gülümsedi.

Tam o sırada, gece yarısı oldu! Şehrin saat kulesindeki saat 'dong, dong' diye on iki kez vurdu. Uyku Rüzgarlarının hepsi, dünyanın dört bir yanında aynı anda bir dans figürü yapar gibi hafifçe döndü ve yönlerini değiştirdi. Bu, Aydede'nin kurduğu özel bir düzendi. Neden mi? Çünkü tek bir rüya tüm gece sürerse, bazen sıkıcı olabilirmiş! Yön değiştirmek, rüyaları karıştırır, yeni maceralar ekler ve herkesin sabaha farklı, dinlenmiş hissederek uyanmasını sağlarmış. Mor rüzgar da döndü ve Deniz'in rüyasına yepyeni bir yönden, yani batı rüzgarından esmeye başladı.
Rüzgarın yönü değişince, Deniz'in rüyası da değişti. Artık uçan fil yalnız değildi! Batıdan gelen yeni bir esinti, rüyaya minik, müzik yıldızı şeklinde parlayan kuşlar getirdi. Bu kuşlar, filin kanatlarından çıkan notalarla şarkı söylüyordu. Sonra, güneyden esen başka bir rüzgar, rüyaya dans eden ağaçları ekledi. Kuzeyden gelen rüzgar ise gökyüzünü suluboya ile boyanmış gibi turuncu ve pembeye boyadı. Deniz, rüyasında rengarenk, hareketli, neşeli bir dünya görüyordu. Uçan fil, müzik kuşları ve dans eden ağaçlar, hep birlikte bir 'Hayal Senfonisi' çalıyordu.
Sabah oldu. Güneş, pencereden içeri sızdı ve Deniz'in yanağını okşadı. Deniz hemen uyandı, gözleri parıldıyordu. Rüyasını unutmamıştı! Hemen atıldı, resim defterini ve boyalarını aldı. Rüyasında gördüğü her şeyi: uçan fili, müzik yıldızı kuşları, dans eden ağaçları ve suluboya gökyüzünü kağıda döktü. Okula gidip resmini gösterdiğinde, öğretmeni ve arkadaşları hayran kaldı. 'Bu harika bir hayal gücü, Deniz!' dediler. Deniz, o akşam penceresinden Aydede'ye teşekkür etmek için el salladı. Aydede, gökyüzünde kocaman gülümsedi. Uyku Rüzgarlarının yön değiştirme dansının bir sırrı daha ortaya çıkmıştı: Tekdüzelikten kurtarıp, yaratıcılığı uyandırmak! O günden sonra Deniz, her gece rüzgarların yön değiştirme anını merakla bekledi, çünkü hangi harika rüyanın onu beklediğini asla bilemezdi.