
Gökyüzünde parlayan Ay Dede her gece dünyayı gümüş ışığıyla aydınlatırdı. Ama bir gece, uykuya dalamadığını fark etti. 'Vay canına,' diye mırıldandı kendi kendine, 'normalde gündüzleri uyur, geceleri uyanık olurdum. Ama şimdi gözlerimi bir türlü kapatamıyorum!' Ay Dede bulutlardan yatağını daha yumuşak yapmaya çalıştı, yıldızları saydı, hatta kuzucuklara baktı ama nafile. Uykusu kaçmıştı bir kere. Bu durum onu hem şaşırtıyor hem de üzüyordu çünkü uyuyamayan bir ay, ışığını tam olarak yayamazdı.

Ertesi gece, en küçük yıldız olan Pırpır yanına yaklaştı. 'Ay Dede, senin gözlerinde uyku yok. Sorun ne?' diye sordu merakla. Ay içini çekti: 'Sevgili Pırpır, uyku perisi beni unutmuş galiba. Geceleri parlamak için enerji toplamam lazım ama uyuyamadığım için kendimi yorgun hissediyorum.' Pırpır hemen diğer yıldızları topladı. Hep birlikte bir çözüm bulmaya karar verdiler. Parlayan Yıldız Kardeşler, Ay'ın etrafında bir halka oluşturup ona ninniler söylemeye başladılar ama Ay'ın gözleri yine açık kaldı.

Üçüncü gece, bilge yaşlı yıldız Işıltı öneride bulundu: 'Belki de uyku sadece yatmakla ilgili değildir. Belki senin kalbin huzur bulmak istiyordur.' Ay Dede bunu düşündü. 'Ama ben huzurluyum,' dedi. 'Her gece çocuklara, hayvanlara, ağaçlara ışık saçıyorum.' Işıltı gülümsedi: 'Başkalarına ışık verirken kendi iç ışığını unutmuş olabilir misin?' Bu sözler Ay'ı derin düşüncelere daldırdı. Acaba gerçekten kendi ihtiyaçlarını unutmuş muydu?

Dördüncü gece, Ay Dede farklı bir şey denemeye karar verdi. Işığını biraz kıstı ve dünyaya baktı. Uyuyan bir sincap gördü - minik patilerini yüzüne koymuş, kabarık kuyruğu yastık gibiydi. Bir anne kuşun yavrularını kanatları altında nasıl koruduğunu izledi. Derelerin şarkısını, rüzgarın ağaçlara fısıldadığı ninnileri dinledi. Her baktığı yerde, doğanın kendi uyku ritüellerini gördü. 'Belki,' diye düşündü Ay, 'ben de kendi ritüelimı bulmalıyım.'

Beşinci gece geldiğinde, Ay Dede büyük bir karar verdi. Tüm yıldızlara seslendi: 'Sevgili yıldız kardeşlerim, bu gece biraz dinlenmeme izin verir misiniz? Işığımı biraz azaltacağım ve siz dünyayı aydınlatacaksınız.' Yıldızlar sevinçle parladılar. 'Tabii ki Ay Dede! Sen dinlen, biz nöbeti devralırız!' Ay, bulutlardan yumuşak bir yatak hazırladı. Işığını hafifçe söndürdü ve ilk kez gökyüzünün sessizliğine kulak verdi. Yıldızların parıltısını, evrenin derin nefes alışını hissetti.

Ve işte o gece mucize gerçekleşti. Ay Dede, kendini zorlamayı bıraktığı an, tatlı bir uykuya daldı. Rüyasında, ışığının dünyadaki çiçeklere, denizlere, çocukların gülüşlerine nasıl dokunduğunu gördü. Uyandığında, kendini tazelenmiş ve enerji dolu hissetti. Işığı her zamankinden daha parlak, daha sıcak yayılıyordu. Yıldızlar neşeyle etrafında dans ettiler. Ay Dede anlamıştı: Bazen dinlenmek, başkalarına daha çok ışık verebilmek için gerekliydi. Ve bazen, uykuya dalmak için önce zihnin sessizliğe ihtiyaç duyuyordu.
O günden sonra, Ay Dede her ayın belirli gecelerinde biraz daha az parladı. Buna 'Ayın Dinlenme Zamanı' adını verdiler. İnsanlar bu gecelerde yıldızları daha net görebiliyor, yıldız kayması dileklerini daha kolak tutabiliyorlardı. Ay Dede ise dinlendiği gecelerden sonra dolunay olduğunda, ışığının daha güçlü, daha sevgi dolu olduğunu fark etti. Uykusunu kaybetmekten korkmak yerine, dinlenmenin doğal bir ritim olduğunu öğrenmişti. Ve gökyüzündeki bu uyum sayesinde, hem ay hem yıldızlar hem de dünyadaki her canlı daha huzurlu yaşamaya başladı.