
Uzun, uzun zaman önce, gökyüzünün en koyu lacivert rengine büründüğü, ayın gümüş ışığını yeryüzüne serptiği bir köyde, Lumi adında bir Gece Bekçisi yaşardı. Lumi'nin görevi, güneş battıktan sonra köyün sessiz sokaklarında dolaşmak, herkesin huzur içinde uyuduğundan emin olmaktı. Ancak onun çok özel bir sırrı vardı. Her gece, en parlak yıldızlar göz kırptığında, cebinden minik, gümüş bir fener çıkarır ve onu gökyüzüne doğru tutardı. Bu sıradan bir fener değildi; Yıldız Tozu Feneri'ydi. Parlak yıldızlar, bu fenerin sihirli ışığını görünce, minik minik, ışıltılı tozlarını -yıldız tozlarını- aşağıya, Lumi'nin fenerine doğru savururlardı. Tozlar, fenerin içinde yumuşak bir ışıkla parıldayarak birikir, tıpkı sıvı gümüş gibi.

Lumi, topladığı bu yıldız tozlarını ne yapardı dersiniz? Onları asla kendisi için saklamazdı. Sabah olmadan, köydeki çocukların yastıklarının altına, çok ama çok az miktarda serperdi. Yıldız tozu serpilen çocuklar, o gece en renkli, en neşeli rüyaları görürlerdi. Uçan balıkların olduğu denizlerde yüzer, şekerlemelerden kaleler inşa eder, konuşan hayvanlarla sohbet ederlerdi. Lumi, ertesi gün çocukların gözlerindeki mutluluğu görünce, kalbi sevinçle dolardı. Bir gece, gökyüzü alışılmadık derecede bulutluydu. Kalın, gri bulutlar ayı ve yıldızları saklamıştı. Lumi fenerini gökyüzüne tuttu, tuttu ama hiç yıldız tozu düşmedi. Yıldızlar görünmüyordu ki toz göndersinler! Lumi çok üzüldü. O gece çocukların rüyalarına yıldız tozu serpiştiremeyecekti.

Tam o sırada, köyün kenarındaki büyük çınar ağacının dallarından minik, telaşlı bir ses duydu: "Cik cik! Lumi, üzülme!" Bu, ağaçkakan Kıvırcık'tı. "Yıldızlar bulutların arkasında, onlar da çok sıkılmış durumda. Işıklarını gönderemiyorlar. Belki sen onlara biraz ışık götürebilirsin?" Lumi düşündü. Fenerinde hâlâ azıcık yıldız tozu kalmıştı, bir önceki geceden. "Harika bir fikir, Kıvırcık!" dedi. Birlikte, köyün en yüksek tepesine, Uğultulu Tepesi'ne tırmandılar. Lumi, fenerindeki son yıldız tozunu alıp, tüm gücüyle bulutlara doğru üfledi. Minik ışıltılar, bir bulut deliğinden içeri süzüldü ve gözden kayboldular.

Yukarıda, bulutların üstünde, muhteşem bir manzara vardı. Yıldızlar, parlaklıkları bulutlar yüzünden görünmediği için üzgün bir şekilde oturuyorlardı. Aniden, Lumi'nin gönderdiği yıldız tozu zerrecikleri etraflarında dans etmeye başladı. Bu, yeryüzünden gelen bir selamdı! Yıldızlar o kadar mutlu oldular ki, hep bir ağızdan daha parlak, daha coşkulu bir şekilde parlamaya başladılar. Işıkları o kadar güçlüydü ki, kalın bulutları yavaş yavaş dağıttılar. Aşağıda, Lumi ve Kıvırcık, bulutların açıldığını, ayın yeniden göründüğünü ve sayısız yıldızın pırıl pırıl parladığını gördüler. Lumi hemen fenerini kaldırdı. O gece, yıldızlar minnettarlıklarını göstermek için, fenerine adeta bir yıldız tozu yağmuru gönderdiler. Fener, dolup taştı!

O günden sonra, Lumi'nin sırrı tüm köy tarafından bilinir oldu. Artık ona sadece Gece Bekçisi değil, 'Yıldız Tozu Avcısı' derlerdi. Bulutlu gecelerde bile endişelenmezlerdi, çünkü Lumi'nin ve arkadaşlarının bulutları nasıl dağıtacağını öğrendiklerini biliyorlardı. Lumi, her gece görevine devam etti. Yıldız tozu toplamak, onun için sadece bir iş değil, gökyüzü ile yeryüzü arasında bir sevgi köprüsü kurmaktı. Ve köydeki her çocuk, yastığının altına düşen o sihirli tozun, sadece güzel rüyalar getirmekle kalmayıp, aynı zamanda uzaklardaki bir yıldızın sıcak bir 'iyi geceler' öpücüğü olduğunu bilerek uykuya dalardı. İşte böylece, küçük bir fenerin ışığı ve yıldızlarla paylaşılan bir iyilik, tüm köyü sihirle doldurdu.