
Zamanlar Diyarı'nın en sakin köşesinde, Zamanius adında yaşlı ve biraz sakar bir büyücü yaşardı. Zamanius'un en büyük tutkusu, zamanı anlamak ve onun sırlarını çözmekti. Kocaman kütüphanesinde, her biri farklı zaman dilimlerini gösteren saatler, kum saatleri ve eski takvimlerle doluydu. Bir gün, yeni keşfettiği 'Zamanın Kırıntıları' adını verdiği büyülü tozu denemeye karar verdi. Bu toz, zamanın küçük parçacıklarından yapılmıştı ve ona göre, zamanı yavaşlatıp hızlandırabilirdi. Ancak Zamanius, deney yaparken her zamanki sakarlığıyla dev bir kum saatine çarptı ve elindeki bütün tozu etrafa saçtı!

Toz odanın her yerine yayılır yayılmaz, garip şeyler olmaya başladı. Kitaplar sayfalarını kendi kendine çeviriyor, mumlar sönüp yanıyor, hatta Zamanius'un fincanındaki çay buharı, daha önce içtiği çayların buharlarıyla karışıyordu! En tuhafı ise pencereden görünen manzaraydı: Dışarıda bazı çiçekler hızla açıp soluyor, bazı ağaçlar yapraklarını döküp yeniden çıkarıyor, bazı kuşlar ise geri geri uçuyordu. Zamanius panik içinde 'Amanın! Zaman karıştı!' diye bağırdı. Büyücünün kedi arkadaşı Pufik, kuyruğunun bir bölümünün grileşip tekrar yavru kedi gibi tüylendiğini fark edince korkuyla miyavladı.

Zamanius hemen büyük zaman kitabını açtı. Kitap, 'Zamanın Kırıntıları karıştığında, her şeyi düzeltmek için üç zaman kapısını bulmalısın: Geçmiş'in Nağmeleri, Şimdi'nin Ritmi ve Gelecek'in Melodisi' yazıyordu. Büyücü, Pufik'i yanına alarak yola koyuldu. İlk olarak, 'Geçmiş'in Nağmeleri' kapısını aramaya başladılar. Kütüphanenin en eski rafının arkasında, minik bir kapı buldular. Kapıdan içeri girdiklerinde, Zamanius'un çocukken oynadığı oyuncakların canlandığını gördüler: Tahta atlar koşuyor, teneke askerler yürüyor, hatta Zamanius'un kaybettiği ilk dişi konuşuyordu! 'Nağmeleri duymalıyım' diye düşündü Zamanius ve kulak kabarttı.

Zamanius, oyuncakların çıkardığı sesleri dikkatle dinledi. Tahta atın tekerleklerinin çıkardığı 'tık tık' sesi, teneke askerlerin 'tak tak' adım sesleri, hatta eski bir kurmalı oyuncağın melodisi... Hepsi birlikte uyum içinde çalıyordu. Büyücü anladı ki, geçmişin nağmeleri aslında anılarımızın müziğiydi ve bu müziği dinlemek, zamanın bu parçasını düzeltmek için gereken anahtardı. Zamanius, büyülü değneğiyle bu sesleri topladı ve kristal bir küre içine hapsetti. Küre içinde minik notalar dans ediyordu. 'Birinci kapı tamam!' dedi sevinçle.

İkinci kapı olan 'Şimdi'nin Ritmi'ni bulmak daha zor oldu çünkü bu kapı sabit bir yerde değildi, hareket ediyordu! Zamanius ve Pufik, kütüphanede koştururken, duvardaki saatin tik tak seslerinin farklı odalardan geldiğini fark ettiler. En sonunda, kütüphanenin tam ortasındaki büyük masa saatinin içine atlayarak ikinci kapıya ulaştılar. Burası 'Şimdi'nin Ritmi' dünyasıydı: Her şey tam olarak şu anda oluyordu! Yarısı yenilmiş bir kurabiye kendini tamamlıyor sonra tekrar yarılanıyor, bir kitabın yazılma anı ile okunma anı aynı anda gerçekleşiyordu. Zamanius 'Şimdi, sürekli değişen bir dans gibi!' diye haykırdı.

Bu dünyanın ritmini yakalamak için Zamanius'un kalbinin atışını, Pufik'in nefes alışını ve etraflarındaki her değişimin sesini dinlemesi gerekiyordu. Gözlerini kapattı ve tüm dikkatini 'şu ana' verdi. O sırada, masanın üzerindeki mürekkep hokkası devrildi ve mürekkep yavaşça (ama aynı zamanda hızla) yayılmaya başladı. Zamanius, değneğini kaldırıp bu 'şimdi' anının tam ritmini yakaladı: Mürekkebin kuma yayılma sesi, damlaların havada asılı kalışı, her şey... Bu ritmi de ikinci kristal küreye hapsetti.
Son kapı 'Gelecek'in Melodisi' en gizemlisiydi. Bu kapıyı bulmak için Zamanius, henüz yazılmamış kitapların olduğu bölüme gitti. Raflarda, sayfaları bomboş ama ciltleri parıldayan kitaplar duruyordu. Zamanius, elini bir kitabın üzerine koyduğunda, kitap birden sayfalarıyla kanat çırpan bir kelebeğe dönüştü! Kelebek, onları kütüphanenin tavanına, yıldız şeklinde parlayan bir kapıya götürdü. Bu kapıdan geçtiklerinde, henüz olmamış ama olabilecek her şeyi gördüler: Çiçek açmaya hazır tomurcukların şarkısı, yazılmamış şarkıların notaları, yapılmayı bekleyen keşiflerin fısıltıları...
Geleceğin melodisi sabit değildi, birçok olasılık aynı anda çalıyordu. Zamanius, en güzel, en umut dolu melodiyi seçmeliydi. Pufik'in miyavlaması ona ilham verdi: 'En güzel gelecek, sevgiyle ve merakla şekillenen gelecektir!' Büyücü, değneğiyle en umut verici melodiyi topladı ve üçüncü küreye yerleştirdi. Artık üç zaman küresi de hazırdı. Zamanius, küreleri büyük zaman kitabının önüne koydu ve özel bir büyü okumaya başladı. Kürelerden çıkan nağmeler, ritimler ve melodiler birleşerek kütüphanenin her yerine yayıldı.
Sihirli müzik yayıldıkça, karışık zaman düzene girmeye başladı. Kitaplar normal hızda sayfa çevirdi, mumlar sabit yandı, dışarıdaki çiçekler normal hızda açtı, kuşlar ileri doğru uçtu. Pufik'in kuyruğu da normal haline döndü! Zamanius büyük bir rahatlama içinde 'Zamanı karıştırmak kolay ama düzeltmek emek ister' diye düşündü. O günden sonra, deneylerini daha dikkatli yapmaya karar verdi. Ama en önemlisi, zamanın üç parçasının da değerli olduğunu öğrenmişti: Geçmişten ders almak, şimdiyi yaşamak ve geleceği umutla beklemek. Pufik'le birlikte, çaylarını yudumlarken, artık zamanın nağmelerini, ritmini ve melodisini birlikte dinliyorlardı.